İNSANLIĞIN GELECEĞİ

İsaac Asimov - İnsanlığın Geleceği


3. EVRENİN BÜZÜLMESİ

Galaksiler

Şimdiye kadar evrenin termodinamiğin yasalarına göre nasıl davranması gerektiğini tartıştık. Şimdi evrenin kendisine bakmamızın ve bunun vardığımız sonuçları değiştirip değiştirmeyeceğini görmemizin zamanı geldi. Bunu yapmak için bir adım geriye gidelim ve bir bütün olarak evrenin içeriklerine bakalım. Bu, yirminci yüzyılda yapmayı başardığımız bir şeydir.

Tarihin ilk zamanlarında, görüşlerimiz evrenin görebildiğimiz kadarıyla sınırlıydı ve çok azdı. Başlangıçta evren, gökyüzünün ve içeriklerinin üzerinde bir kubbe oluşturduğu küçük bir yeryüzü parçasıydı.

Dünyanın küresel olduğunu anlayan, hatta onun gerçek boyutları hakkında bir fikir sahibi olan ilk kişiler Yunanlılardı. Yunanlılar güneşin, ayın ve gezegenlerin gökyüzünde diğer cisimlerden bağımsız olarak hareket ettiğini anladılar ve bunlara saydam birer küre yakıştırdılar. Yıldızlar en dıştaki bir kürede toplanmıştı ve bir arka plan olarak düşünülüyordu. Copernicus’un, yeryüzünün güneşin etrafında döndüğünü açıklamasından ve teleskobun keşfiyle gezegenlere ilişkin ilginç ayrıntıların ortaya çıkmasından sonra bile, insan bilinci güneş sisteminin ötesine pek uzanamadı. Ta on sekizinci yüzyıla dek, yıldızlar arka plandan başka bir şey değildi. Ancak 1838’de Alman gökbilimcisi Friedrich Wilhelm Bessel (1784-1846) bir yıldızın uzaklığını saptadı ve yıldızlar arası uzaklıkların ölçeği belirlendi.

Işık saniyede yaklaşık 300.000 kilometre, dolayısıyla bir yılda 9,44 trilyon kilometre yol alır. Bu uzaklık bir ışık yılıdır ve en yakın yıldız 4,4 ışık yılı uzaklıktadır. Evrenin komşu bölgelerinde yıldızlar arası ortalama uzaklık 7,6 ışık yılıdır.

Yıldızlar evrenin her doğrultusunda aynı şekilde yayılmış gibi görünmemektedir. Gökyüzündeki dairesel bir şerit içine o kadar çok yıldız toplanmıştır ki, bunlar «Samanyolu» dediğimiz aydınlık bir bulut oluşturmuştur. Gökyüzünün diğer bölgelerinde göreceli olarak daha az sayıda yıldız vardır.

On dokuzuncu yüzyılda yıldızların bir mercek şeklinde bir araya toplandıkları anlaşılmıştır; bu merceğin genişliği kalınlığından çok fazladır ve ortası kenarlarına göre daha kalındır. Şimdi, bu mercek şeklindeki yıldız topluluğunun en geniş boyutunun 100.000 ışık yılı olduğunu ve 300 milyar yıldız içerdiğini biliyoruz. Bu yıldızların ortalama kütlesi güneşimizin yarısı kadardır. Bu topluluk, «Samanyolu» nun Yunancasından, «Galaksi» olarak anılır.

Tüm on dokuzuncu yüzyıl boyunca galaksinin evrendeki her şey olduğu sanılıyordu. Görünüşe göre Macellan bulutları hariç, gökyüzünde başka hiçbir şey yoktu. Macellan bulutlan güney yarım küresindeki nesnelerdi (Kuzey bölgelerinden görünmez) ve Samanyolu’nun birer parçasına benziyorlardı. Sonunda bunların birkaç milyar yıldız içeren ve Galaksinin hemen yakınında bulunan küçük yıldız kümeleri olduğu ortaya çıktı. Bunlar Galaksinin küçük uydu galaksisi olarak düşünülebilirdi.

Bir başka şüpheli cisim, çıplak göze belli belirsiz görünen Andromeda nebulasıydı. Kimi gökbilimciler bunun bizim galaksimizin bir parçası olan parlak bir gaz bulutu olduğunu düşündü. Ama eğer öyleyse neden içinde ışık kaynağı olarak hizmet eden yıldızlar görünmüyordu? (Galaksi'deki diğer parlak gaz bulutlarında yıldızlar görünüyordu.) Ayrıca ışığının niteliği bunun aydınlık bir gaz değil ama yıldız ışığı olduğunu gösteriyordu. Sonunda bulutun içinde şaşırtıcı çabukluklarla parlayan novalar (ansızın parlayan yıldızlar) görüldü; normal parlaklıklarıyla göze görünemeyen novalar. Andromeda nebulasının Galaksi kadar büyük bir yıldız topluluğu olduğunu ileri sürmek için iyi bir neden vardı. O denli uzaktaydı ki, arasıra herhangi bir nedenle parlayan yıldızlan dışında hiçbir yıldızı görülemiyordu. Bu görüşün en hararetli savunucusu olan Amerikalı gökbilimci Heber Doust Curtis (1872-1942) 1917 ve 1918’de Andromeda’daki novalar üzerine özel bir çalışma yaptı.

Bu sırada, 1917 yılında 100 inç aynalı yeni bir teleskop (o zamana dek bilinen en büyük ve en iyi teleskop) California’da Pasadena yakınlarındaki Wilson Dağına yerleştirildi. Bu teleskobu kullanan Amerikalı gökbilimci Edwin Powell Hubble (1889-1953) sonunda Andromeda nebulasının eteklerindeki tek tek yıldızları gözlemlemeyi başardı. Bu, bizim galaksimizin boyutlarında bir yıldız topluluğuydu ve o zamandan sonra Andromeda galaksisi olarak adlandırıldı.

Şimdi, Andromeda galaksisinin bizden 2,3 milyon ışık yılı uzakta olduğunu biliyoruz. On milyar ya da daha uzak mesafelerde, bütün doğrultularda uzanan pek çok sayıda başka galaksi de bulunmaktadır. Dolayısıyla, eğer evreni bir bütün olarak düşünecek olursak, onun, uzaya oldukça düzgün bir şekilde dağılmış ve her biri birkaç milyardan birkaç trilyona kadar yıldız içeren galaksilerden meydana gelmiş olduğunu kabul edeceğiz.

Bir galaksi içindeki yıldızlar, karşılıklı uyguladıkları yerçekimsel kuvvetlerle bir arada durur ve yıldızlar belli bir yörüngede hareket ederken galaksi de galaktik merkez etrafında döner. Yerçekimine şükürler olsun ki, galaksiler milyarlarca yıl boyunca dağılmadan kalabilir.

Dahası, komşu galaksilerin gruplar ya da kümeler meydana getirmeleri ve yerçekimsel kuvvetlerle birbirlerine bağlanmaları sık görülür, örneğin bizim galaksimiz, Andromeda galaksisi, iki Macellan bulutu ve yirminin üstündeki başka galaksi (bunların çoğu pek küçüktür) bir «yerel grup» oluşturur. Gökyüzünde gördüğümüz diğer galaktik kümeler arasında bazıları çok muazzam büyüklüktedir. 120 milyon ışık yılı uzaklıktaki Coma Berenices takımyıldızında, yaklaşık 10.000 galaksiden meydana gelmiş bir küme vardır.

Evren her biri ortalama yüz üyeye sahip yaklaşık bir milyar galaktik kümeden meydana gelmiş olabilir.

İsaac Asimov - İnsanlığın Geleceği


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM