Kurtlarla Koşan Kadınlar

Clarissa P. Estés - Kurtlarla Koşan Kadınlar


KADINLARIN DÜŞLERİNDEKİ KARANLIK ADAM

Psişenin doğal yok edicisi sadece masallarda değil, düşlerde de bulunur. Kadınlar arasında, neredeyse evrensel olan erginleyici bir düş vardır. Bu düş o kadar sık görülür ki, bir kadının böyle bir düş görmeden yirmi beşine erişmesi nadirdir. Düş genellikle, kadınların debelenerek, sarsılarak ve kaygılı bir şekilde uyanmasına neden olur.

Düşün kurgusu şöyledir: Düş gören, çoğunlukla kendi evinde ve yalnızdır. Dışarıdaki karanlıkta bir ya da birden fazla sinsi tip dolaşmaktadır. Korkuya kapılan kadın yardım çağırmak için acil telefon numarasını çevirir. Birden anlar ki, o sinsi adam evin içinde onunla birliktedir... yakınındadır... belki onun nefesini bile duyabilir... hatta adam ona dokunmaktadır ... ve acil numarayı arayamaz. Düş gören hemen uyanır, nefes nefesedir, kalbi çılgın bir davul gibi vurmaktadır.

Karanlık adamla ilgili böyle bir düş görmenin güçlü bir fiziksel yönü vardır. Çoğu zaman düşe terlemeler, çırpınmalar, boğuk boğuk solumalar, kalp çarpıntısı, bazen ağlamalar ve korkulu iniltiler eşlik eder. Düş-yaratıcısının, düş görene gizli mesajlar göndermekten vazgeçtiğini, artık düş görenin nörolojik ve otonomik sinir sistemini sarsan imgeler gönderip ona meselenin aciliyetini bildirdiğini söyleyebiliriz.

Bu “karanlık adam” düşündeki düşmanlar, kadınların kendi sözcükleriyle, genellikle “teröristler, tecavüzcüler, eşkıyalar, toplama kamplarındaki Naziler, yağmacılar, katiller, caniler, serseriler, kötü adamlar, hırsızlardır. Düş göreni çevreleyen hayat şartlarına ve içsel dramlara bağlı olarak, böyle bir düş birkaç düzeyde yorumlanabilir.

Örneğin, böyle bir düş çoğu zaman kadının bilincinin, çok genç bir kadında olduğu gibi, doğuştan gelen psişik yok edicinin farkına ancak yakın bir zamanda varmaya başladığının güvenilir bir göstergesidir. Başka örneklerde düş bir habercidir; düş gören kadın, psişesinin unutulmuş ve tutsak edici bir işlevini yeni keşfetmiştir ya da keşfetmek üzeredir ve özgürleşmeye başlamıştır. Yine başka şartlar altında bu düş, düş görenin kişisel hayatının dışında kalan kültürdeki giderek tahammül edemediği bir hale bürünen, kaçmasının ya da savaşmasının gerekeceği bir duruma ilişkindir.

Önce, düş görenin kişisel ve içsel hayatı açısından bu motifteki öznel fikirleri anlayalım. Karanlık adam düşü, bir kadına nasıl bir belayla karşı karşıya olduğunu anlatır. Anlatılmak istenen, düşteki haydutla kişileştirilen kendisine yönelik acımasız bir tutumdur. Eğer kadın, Mavisakal’ın karısı gibi, bu konuyla ilişkili “anahtar” soruyu bilinçli olarak bir yerinden yakalayabilir ve dürüstlükle yanıtlayabilirse, özgürleşebilir. O zaman psişenin saldırganları, hırsızları ve yok edicilerinin onun üstündeki baskılan azalır. Bunlar, bilinçdışının uzak bir katmanına çekilirler. Kadın bunlarla, orada panik halinde değil, bilinçli bir şekilde mücadele edebilir.

Kadınların düşlerindeki karanlık adam, bir erginlenme - belli bir bilme ve davranış düzeyinden daha olgun veya daha enerjik başka bir bilme ve eylem düzeyine doğru psişik bir değişim - beklendiğinde ortaya çıkar. Bu düş şimdiye kadar erginlenmemiş olanlar kadar, bu türden birkaç geçiş töreni yaşamış olanların başına da gelir, çünkü erginleme hiç bitmez. Bir kadın ne kadar yaşlanırsa yaşlansın, aradan ne kadar yıl geçerse geçsin, önünde onu bekleyen daha pek çok yaş, aşama ve “ilk kezler” vardır. Erginlenme tam olarak budur işte: İnsanı, yeni bir bilme ve oluş tarzına geçmeye hazırlayan bir kanal yaratır.

Düşler, bilinçteki bir sonraki adım için, bireyleşme sürecindeki “bir sonraki gün” için portale’lerdir; yani, girişler, hazırlıklar ve uygulamalardır. Bu yüzden, psişik koşulları çok sakin ya da rahat olduğunda dahi, kadın, yok ediciyle ilgili bir düş görebilir. Bu düşün enerjik bir çalışmanın yapılabilmesi için psişede bir fırtına doğurmak amacıyla ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Ama böyle bir düş, kadının hayatının değişmesi gerektiğini, düş gören kadının zor bir seçim konusunda sıkıntıya düşmüş olduğunu, sonraki adımı atmaya, sonraki mesafeyi katetmeye gönülsüz olduğunu, kendi gücünü yok ediciden zorla söküp almaktan çekindiğini, var gücüyle tam kapasitede olmaya/hareket etmeye/gayret göstermeye alışkın olmadığım da gösterir.

Ayrıca, karanlık adam düşleri aynı zamanda kalk borularıdır: “Dikkat et! Dış dünyada, kişisel hayatta ya da dışarıdaki ortak kültürde bir şey kökten yanlış gitmektedir,” demektedirler. Klasik psikoloji kuramı, mutlak bir inkârla, psişeyi insanların üstünde yaşadıkları toprakla ilişkisinden, rahatsızlık ve huzursuzluğun kültürel kökenlerine dair bilgiden ayırma, dahası, psişeyi insanların içsel ve dışsal hayatlarını biçimlendiren politikalardan koparma eğilimindedir - sanki bu dış dünya, tıpkı içerideki şamata kadar gerçekdışı, o kadar simge yüklü, kişinin ruh dünyasını o kadar etkileyen ve düzenleyen bir şey değilmiş gibi. İçinde yaşanılan ülke, kültür ve politika, bireyin psişik manzarasına en az öznel ortamı kadar katkıda bulunur ve bu öznel ortamdan olduğu kadar, bu açılardan da bakmak önemlidir.

Dış dünya, bir ya da birden çok bireyin temel ruhsal hayatına davet edilmeden girdiğinde, karanlık adam düşleri de sürü halinde gelmeye başlar. Idaho’daki York kentinde bulunan zehirli tasfiye fırınlarının yanında yaşayanlar gibi, dışarıdaki kültürde yanlış giden şeylerden etkilenen kadınların düşlerinden, Orta Amerika’daki yer alan Quebrada’daki las guerillas companera’ların [savaşçı kız kardeşlerin], Birleşik Devletler’deki Cofradios des santuarios’daki kadınların ve Latin ülkelerindeki sivil haklar savunucuları gibi toplumsal eylemle ve çevrenin korunmasıyla etkin olarak ilgilenen son derece bilinçli bazı kadınların gördüğü düşlere kadar çok çeşitli düşler toplamak benim için her zaman büyüleyici deneyimler olmuştur. Bu kadınların hepsi, sayısız karanlık adam düşü görmektedir.

Genel olarak, düş gören safdiller ya da bilgisizler açısından bunlar kalk borusu işlevi görür: “Hola! Dikkat et, tehlikedesin.” Büyük ölçüde bilinçli olup toplumsal eylemlere katılan kadınlar için ise, karanlık adam düşü, neyle karşı karşıya olduklarını hatırlatan, böylece onları güçlü ve uyanık olmaları, kapılarına dayanan bu sorunu halletmeleri için yüreklendiren bir kuvvet ilacından neredeyse farksızdır.

Demek ki, kadınlar doğal yok ediciye dair düş gördüklerinde, bu her zaman ya da yalnızca içsel hayat üzerine bir mesaj değildir. Bazen de içinde yaşanılan kültürün tehdit edici yönlerine ilişkin bir mesajdır. Bu, işyerindeki, aile içindeki, mahallelerindeki kadar küçük, ama acımasız bir kültür olabileceği gibi, kendi dinsel ya da ulusal kültürleri kadar geniş ve yaygın da olabilir. Her grubun ve kültürün kendi doğal psişik yok edicisine sahip olduğunu görebilirsiniz. Hem tarihten de bildiğimiz gibi, kültürlerde öyle çağlar vardır ki, tersine inanan insanların sayısı çoğalana kadar, yok edici mutlak egemenlikle özdeşleşmiş ve buna izin verilmiştir.

Psikoloji alanındaki çalışmaların pek çoğu, insanlardaki yoğun kaygının ailevi nedenleri üzerinde durmakla birlikte, kültürel bileşen de aynı oranda baskın bir rol oynar, çünkü kültür, ailenin ailesidir. Eğer ailenin ailesinin çeşitli hastalıkları varsa, o zaman o kültürdeki bütün ailelerin aynı rahatsızlıkla mücadele etmeleri gerekecektir. Benim aile göreneklerimde bir deyiş vardır: Cultura cura; kültür iyileştirir. Eğer kültür bir şifacıysa, aileler nasıl şifa bulacaklarını öğrenirler; daha az kavgacı, daha onarıcı, çok daha az yaralayıcı, çok daha nazik ve sevecen olurlar. Yok edicinin egemen olduğu bir kültürde doğması istenen tüm yeni hayatlar, gitmesi istenen tüm eski hayatlar, hareket etme yetisinden yoksundur ve o kültürün bütün yurttaşlarının ruhsal hayatları hem korku hem de tinsel kıtlıkla felç olur.

Kadınların düşlerinde çoğu zaman isteğimiz dışında hayatımıza giren bir erkek biçimini alan bu davetsiz konuğun, neden özellikle içgüdüsel psişeye ve onun vahşi bilme güçlerine saldırmaya çalıştığını kimse kesin olarak söyleyemez. Bunun, eşyanın doğası olduğunu söyleriz. Yine de, bir kadını kuşatan kültür, derin içgüdüsel ve ruhsal doğaya karşı yıkıcı tutumları desteklediği, beslediği ve koruduğunda bu yıkıcı sürecin de şiddetlendiğini görürüz. Böylece - yok edicinin arzuyla kabullendiği - bu yıkıcı kültürel değerler, tüm üyelerinin ortak psişesinde giderek güçlenir. Bir toplum, insanlarını derin içgüdüsel hayata güvenmemeye, ondan kaçınmaya teşvik ettiğinde, her bireysel psişedeki özyıkıma yönelik unsurlar güçlenir ve ivme kazanır.

Ancak, herhangi bir kadında Vahşi Kadın’ın yaşamayı sürdürmesi ve kuvvet bulması, hatta hafifçe parıldaması halinde, baskıcı bir kültürde bile “anahtar” sorular sorulacaktır - sadece kendimize içgörü kazandırmak için yararlı bulduklarımız değil, kültürümüz ile ilgili sorular da. “Dış dünyada gördüğümüz bu yasakların arkasında ne yatıyor? Burada, bireyin, kültürün, yeryüzünün, insan doğasının hangi güzelliği ya da yararı öldürülmüş veya ölmek üzere?” Bu konular araştırıldıkça kadın da kendi yetilerine göre, kendi becerilerine göre hareket edebilir. İnsanın dünyayı ellerine alması ve ona ruh-dolu, ruhu güçlendiren bir tarzda davranması vahşi tinin güçlü bir eylemidir.

İşte bu nedenle kadınlardaki vahşi doğa korunmalıdır, hatta kimi durumlarda son derece uyanık bir şekilde korunmalıdır ki, ansızın kaçırılıp boğazlanmasın. Bu içgüdüsel doğayı beslemek, korumak, çoğaltmak önemlidir, çünkü kültürün, ailenin ya da psişenin en kısıtlayıcı koşullarında bile derin ve vahşi içgüdüsel doğayla olan bağlantısını sürdüren kadınlarda çok daha az felç vakası görülür. Bir kadın, safdil ve uyumlu kalacak şekilde tutsak düşer ve/veya kandırılırsa elbette bundan zarar görecektir; ama onu tutsak alanı alt etmeye, ondan yakasını kurtarmaya, onu aşmaya ve sonunda kendi yapıcı kullanımı için ayırıp hizmete koşmaya yetecek enerjiyi yine de kendinde bulacaktır.

Kadınların karanlık adam düşleri görmelerinin çok muhtemel olduğu kendine özgü bir başka durumdaysa her ne kadar kenarda pek yakıt kalmamış olsa da, içsel yaratıcı ateş tütmekte ve kendi kendine yığılmakta ya da beyaz küller her gün giderek derinleşirken aş kazanı hâlâ boş durmaktadır. Bu sendromlar, sanatımızda deneyim kazandığımız zamanlarda görülebileceği gibi, yeteneklerimizi dışarıda ilk kez ciddi olarak uygulamaya başladığımızda da görülebilir. Psişe yok edici tarafından işgal edildiğinde ortaya çıkarlar ve bunun bir sonucu olarak biz de değer verdiğimiz her şeyi gerçekleştirmek amacıyla öylece oturup kalmak ya da oraya yolculuk etmek dışında kalan her şeyi yapmak için bin türlü neden buluruz.

Bu gibi anlarda yüreğimizi hoplatan korkular karanlık adam düşüne eşlik etse de, bu uğursuz bir düş değildir. Kişinin kentli psişesi içinde meydana gelen ve onun ateşini çalmakta olan, gücüne tecavüz eden, yaratmak için ayırdığı mekânı, zamanı, araziyi elinden alan yıkıcı bir harekete karşı yerinde ve zamanında uyanma ihtiyacını gösteren çok olumlu bir düştür.

Genellikle yaratıcı hayatın yavaşlayarak durmasının nedeni, psişedeki bir şeyin bize değer vermemesi ve bu şeyi başımızdan atıp özgürlüğe koşmak yerine, onun ayaklarına kapanmamızdır. Çoğunlukla durumu düzeltmek için gereken şey, kendimizi, düşüncelerimizi, sanatımızı, daha önce olduğundan çok daha fazla ciddiye almamızdır. Anaerkil (ve babaerkil) kuşaklar arasında oluşan büyük kopmaların neticesinde, insanın yaratıcı hayatına verilen bu değerle - yani, vahşi ruhtan çıkan tamamen özgün, güzel ve maharetli düşüncelere ve çalışmalara değer verilmesiyle - ilgili bu iş, kadınlar için hiç bitmeyen bir sorun halini almıştır.

Muayene odamda bazı şairlerin, şiirleri sanki hazine değil de, süprüntüymüş gibi, yapıtlarının sayfalarını kanepeye fırlattıklarını gözledim. Sanatçıların, resimlerini seansa getirirken girişte kapıya çarptıklarını gördüm. Başkaları, yaratma yeteneğine sahip gibi görünürken, kendilerinin kimi nedenlerle bunu yapamıyor oluşlarına duydukları öfkeyi gizlemeye çalışan kadınların gözlerinde yanan yeşil ışığı gördüm.

Bir kadının birbirine iliştirebileceği tüm mazeretleri işittim: Yetenekli değilim. Önemli değilim. Eğitimli değilim. Bir fikrim yok. Nasıl bilmiyorum. Ne bilmiyorum. Ne zaman bilmiyorum. Ve içlerindeki en kötüsü: Zamanım yok. Pişman olup bir daha asla yalanlar söylemeyeceklerine dair söz verene kadar onları altüst etmek, sarsmak istemişimdir hep. Ama buna gerek kalmaz, çünkü bunu, düşlerdeki karanlık adam yapacaktır. Eğer o da yapmazsa, o zaman bu işi bir başka düş aktörü üstlenecektir.

Karanlık adam düşü, korku veren bir düştür ve korkulu düşler, yaratıcılık için çoğu zaman en iyi olanlardır; sanatçılara, eğer yetenekli harabelere dönecek kadar pişirilmelerine izin verirlerse, başlarına ne geleceğini gösterir. Bu karanlık adam düşü kadınları öylesine korkutur ki, onları yeniden yaratmaya yönlendirir. En azından kendi düşlerindeki karanlık adamı açıklayabilecekleri çalışmalar yaratabilir.

Karanlık adamın tehdidi hepimiz için bir uyarı işlevi görür - hazinelerinize dikkat etmezseniz çalınabilirler. Böylece, bu düşlerin bir ya da birkaçını gören kadın, yeteneklerinin yeniden değerlendirilebileceği erginleyici zeminlere doğru koca bir kapının açılmakta olduğunu anlar. Bu aşamada, onu gün geçtikçe daha çok tahrip eden ya da yoksun bırakan her ne olursa olsun, artık tanınabilir, anlaşılabilir ve alt edilebilirdir.

Bir kadın kendi psişesinin yok edicisini fark edecek şekilde çalışır ve elbette onun varlığını kabullenip gereken savaşımı da verirse, yok edici psişede çok daha soyutlanmış ve göze çarpmayan bir yere sürgüne gider. Ama eğer yok edici görmezden gelinirse, kadını sonsuza kadar susturma arzusunun da eşlik ettiği, giderek çoğalan derin bir nefret ve kıskançlık duyar.

Çok dünyevi bir düzeyde, bir kadının, hayatını elinden geldiğince olumsuzluktan temizlemesi için karanlık adam ve Mavisakalvari düşlere sahip olması önemlidir. Kimi zaman bazı ilişkileri sınırlamak ya da azaltmak gereklidir, çünkü bir kadının dış dünyası derin hayatına ters düşen ya da ona karşı özensiz davranan kişilerce çevriliyse, içsel yok edicisi bundan beslenmekle kalmaz, psişesi içinde yeni ve fazladan kasların yanı sıra, ona yönelik daha yoğun bir saldırganlık da geliştirir.

Kadınlar genellikle mütecavize yönelik saldırganlık konusunda son derece ikirciklidirler, çünkü bunun, bir “aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık” durumu olduğunu düşünürler. Kaçamazsa, karanlık adam gardiyanı, kendisi de onun kölesi haline gelir. Yok eğer kaçarsa, sanki sahibiymiş gibi amansızca onu takip eder. Kadınlar, onun, tekrar boyun eğdirmek için peşlerini asla bırakmayacağından korkarlar ve bu korku, düşlerinin içeriğine de yansır.

Ve böylece, kadınların yok ediciden gelen tehditler karşısında tamamen özgün, yaratıcı, anlamlı ve vahşi olan doğalarını öldürmeleri, sık görülen bir durumdur. Kadınların Mavisakalın mahzeninde iskelet ve kadavra olarak yatmalarının nedeni budur. Tuzaktan haberdar olduklarında iş işten geçmiştir. Bu zor durumdan, bu işkenceden çıkış yolu, ancak bilinçlenmeyle mümkündür. Karanlık adamdan uzaklaşmanın yolu budur. Ve kadınlar bu bilince sahip olmak ve onu ellerinde tutmak için dişleri ve tırnaklarıyla savaşmak hakkına sahiptirler.

Mavisakal öyküsünde, yok edicinin büyüsüne kapılan bir kadının, bir dahaki sefere daha akıllı davranmak üzere, nasıl uyanarak ondan kaçtığını görüyoruz. Öykü, kadınlar için özellikle mücadele konusu olan dört gölge introjektin [içsel tasarımın] dönüşümü üzerinedir: Bu kadınların imgelem bütünlüğü yoktur, derin içgörüleri yoktur, özgün sesleri yoktur, kararlı eylemleri yoktur. Yok ediciyi kovacaksak, içeride olanları görmek için kilidi açmalı, kendimizin ya da başka meselelerin içine bakmak için kapağı kaldırmalıyız. Gördüklerimize dayanmak için yeteneklerimizi kullanmalıyız. Berrak bir sesle doğrumuzu söylemeliyiz. Ve gördüklerimiz hangi gereksinimleri doğuruyorsa, onları yerine getirmek için aklımızı kullanabilmeliyiz.

İçgüdüsel doğası güçlü olduğu zaman, bir kadın içsel yok ediciyi, kokusundan, görünüşünden, sesinden yola çıkarak sezgisel olarak tanır... varlığını sezer, yaklaştığını duyar ve ondan uzaklaşmak için tedbirler alır. İçgüdüleri zedelenmiş kadın ise, daha geldiğini bile anlamadan yok ediciyi tepesinde bulur, çünkü işitmesi, kavrayışı ve anlayışı zayıflamıştır. Bunun nedeni esas olarak onu nazik ve terbiyeli olmaya, özellikle de yaşadığı istismarı fark etmemeye teşvik eden içsel tasarımlardır.

Henüz genç ve bu yüzden safdil olan erginlenmemiş kadınlar ile içgüdüleri zedelenmiş olanlar arasındaki farkı söylemek, psişik olarak ilk bakışta zordur. İkisi de karanlık yok edici hakkında çok şey bilmez ve bu yüzden ikisi de kolayca kandırılır. Ama ne mutlu ki, bir kadının psişesindeki yok edici öğe harekete geçtiğinde, düşlerinde tartışma götürmez izler bırakır. Bu izler, yeri geldiğinde yok edicinin bulunup yakalanması ve denetim altına alınması sürecinde yol göstericidir.

Hem safdil kadın, hem de içgüdüleri zedelenmiş kadın için tedavi aynıdır: Sezgilerinizi, içsel sesinizi dinleme alıştırması yapın; sorular sorun; merak edin; gördüklerinize bakın; duyduklarınıza kulak verin; sonra da doğru bildiğiniz şeye göre davranın. Bu içgüdüsel güçler ruhunuza doğuştan kazınmıştır. Yılların külü ve artığıyla örtülmüş olsalar bile, bu, dünyanın sonu değildir, çünkü yıkanıp temizlenmeleri mümkündür. Bir parça temizlik, fazlalıkları atma ve pratik yapmakla algılayıcı güçlerinize tekrar asıl hallerini kazandırabilirsiniz.

Psişelerimizin gölgelerinden bu güçleri geri almakla, iç ya da dış koşulların basit kurbanları olmaktan kurtuluruz. Kültür, kişilik, psişe, ve bunun gibi unsurlar kadınların nasıl giyinmesini, davranmasını talep ederse etsin; başkaları bütün kadınları nasıl yanlarında on tane uykucu duenas’la [dadıyla] birlikte geveze bir kadın grubu içinde tutmaya çalışırsa çalışsın, kadının ruhsal hayatını sıkıştırmak için ne tür baskılarda bulunulursa bulunulsun, şu gerçeği hiçbir şey değiştiremez: Bir kadın ne ise odur; bu, vahşi bilinçdışı tarafından dikte edilir ve kadın açısından çok, ama çok olumlu bir durumdur.

Karanlık adam düşleri gördüğümüzde, her zaman dengeyi sağlayan ve bize yardım etmek için bekleyen karşıt ve dolayısıyla da dengeleyici bir güç olduğunu unutmamamız çok önemlidir. Yok ediciyi dengelemek için vahşi enerjiyi harekete geçirdiğimizde, hemen ortaya çıkıveren kimdir, tahmin edin? Yok edicinin ördüğü çitler, duvarlar ya da engeller ne olursa olsun, Vahşi Kadın onların üstünden başını uzatır. Bir retablo [dinsel resim] gibi duvara asılacak bir ikon değildir o. Her yere, her koşulda bizle gelen canlı bir varlıktır. O ve yok edici, çok çok uzun bir zamandan beri birbirlerini tanırlar. Vahşi Kadın onu düşler; öyküler, masallar ve bütün hayatları boyunca onu takip eder. Yok edici neredeyse, o da oradadır, çünkü Vahşi Kadın, onun yok edişlerini dengeleyendir.

Vahşi Kadın, kadınlara ruhsal hayatlarını koruma konusunda ne zaman “nazik” olmamaları gerektiğini öğretir. Böyle durumlarda “şirin” olmanın sadece yok ediciyi gülümsettiğini Vahşi doğa iyi bilir. Ruhsal hayat tehdit altında olduğunda bir sınır çizip onu korumak sadece kabul edilebilir değil, gereklidir de. Bir kadın bunu yaptığında, hayatına uzun süre müdahale edilemez, çünkü neyin yanlış olduğunu hemen anlar ve yok ediciyi tekrar ait olduğu yere gönderir. Artık safdil değildir. Artık bir nişan ya da hedef değildir. Anahtarın - üzerinde işleme olan o küçük anahtarın - kanamasının en nihayetinde durmasını sağlayan ilaç da budur.

Clarissa P. Estés - Kurtlarla Koşan Kadınlar


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM