Öyküyü yeniden anlatmak istiyorum


Öyküyü yeniden anlatmak istiyorum

Özgür insan kaçmayı hiç aklına getirmez.

Başlangıçta hiçbir şey yoktu. Ne mekan ne zaman... Evreni bana atsanız, tek elle yakalardım. Evren diye bir şey yoktu. Katlanmak daha kolaydı.

Bu mutlu son, on beş evren yaşı önce sona erdi. Tuhaf bir zamandı, benim de bildiklerim radyoaktif fısıltılardan duyduklarımdan ibaret; sessizliğin içinde avaz avaz bir çığlıktan geriye bir tek onlar kalmıştır.

İçinizde neler barındırıyorsunuz? Ölüler. Zaman. İç dünyanıza yansıyan bin yılların ışık oyunları. Her geçen dakika, hepinizin içinde, birkaç milyon potasyum atomu radyoaktif çürümeyle can veriyor. Bu atom olaylarına güç veren enerji, yıldız büyüklüğünde bir bomba yoktan var olup patladığından beri potasyum atomlarının içinde kapalı. Uranyum gibi potasyum ile radyum, sizi var eden süpernova patlamasının uzun ömürlü radyoaktif nükleer atığıdır.

Diğer bir deyişle, ilk ebeveyniniz bir yıldızdır.

O günlerde ortalık sıcaktan kavruluyordu. Eğer cehennem sevdiğimiz hayatın var olamadığı yerse, Cehennem orasıydı. Sönmek bilmeyen ateşler ve volkanik işkenceler, derin korkular olarak içimize işlemiştir. Cehennem; olmamış olan; olmayan, olamayandır. Bilim, yaşam başlamadan önceki yeryüzü diye adlandırır onu - Hadean dönemi. Gelgelelim yaşam başlamıştı, çünkü yaşam çoğalma yeteneğinden daha fazlasıdır. Sıvılaşmış lav yayıntılarında ve krater kayalarında yaşam yaşamaya hasretti. İlk, yaklaşık, olabilir olana. Ne Venüs'te. Ne Mars'ta. İlle de yeryüzünde.

Yeryüzü Gezegeni hayata o denli susamıştı ki onu elde etti.

Birkaç milyar yıl ileri gittikten sonra bir mucize oldu. En azından öyküyü değiştiren beklenmedik gerçeği ben böyle niteliyorum. Yeryüzünde bakteriyel yaşam sürmekteydi, ancak oksijen yoktu, üstelik oksijen ölümcül bir zehirdi. Derken, bir yıldız misali kendi içinde patlamaya hazır sessiz bir devrimle yeni bir bakteri türü, mor-yeşil bakteri (cyanobacteria) fotosenteze başladı - fotosentezin yan ürünü oksijendir. Yeryüzünün yeni bir atmosferi vardı artık. Gerisi tarihte yazar.

Pek öyle sayılmaz. Kambriyen dönemin iyimser özelliklerini sıralayabilirdim sizin için, çayırlarda biten papatyalar gibi dağların yükseliverdiğinden, ya da denizyıldızlarıyla ve karındanbacaklılarla dolu, düşü andıran Silur döneminden söz edebilirdim. Yaklaşık 400 milyon yıl önce yüzgeçleriyle pullarındaki tuzlu suları silkeleyen ilk kara hayvanları uçsuz bucaksız mercan kayalıklarındaki ılık gölcüklere tırmandılar. Triyasik ve Jura çağı dinozorlara aitti, cinayetin bu etkili silahları karabasanlar kadar çoktular. Sonra, üç ya da dört milyon yıl önce şüpheli ve yepyeni bir tür çıkageldi - şu gelen de ne, mamut ile insana benzer bir yaratık mı?

***

Yeryüzü şaşırmıştı. Kendine karşı hep acayip ve acemi davranırdı. Bir adımdan sonra hangisini atacağını önceden asla bilmezdi. Bir sonraki beklenmedik gelişmeyi hiç kestiremezdi. Riske atılmaya, rastlantısallığa, piyango kazanma olasılığına oynamaya bayılırdı. Biz unuturuz, ama o, sorgu sualsiz kabul ettiğimizin başarı öyküsü olduğunu hiç unutmadı. Başarısızlıklar ortadan kalkmıştır. Gün gibi ortada ve bu kadar kaçınılmaz görünen bu gezegen büyük ikramiyeden çıkan piyangodur. Yeryüzü, üzerinde kazanan numarayla mavi küredir.

Bir liste yapın. Çevrenize bakın. Kaya, kum, toprak, meyve ağaçları, örümcekler, yılanlar, kurbağalar, balıklar, sığırlar, atlar, yağmur yağışı, gün ışığı, siz ve ben. İşte adına hayat dediğimiz büyük deneyim. Bundan daha beklenmedik başka ne olabilir?

Yaşanmış bütün öyküler burada, alüvyonların, fosillerin içine hapsedilmiş. Dünyanın kitabı her yerde açılır, kronoloji yöntemlerden yalnızca biridir, üstelik en iyisi değil. Saatler zaman demek değildir. Radyoaktif kaya saatleri, içimizden çekilen DNA bile zamanı ancak bir masal gibi anlatabilir.

Evren bomba gibi patladığında kendi de bomba gibi tik tak etmeye başlamıştı. Yüz milyon yıl kadar sonra güneşimizin söneceğini, arkasından bütün ışıkların kararacağını ve artık okurken bizi aydınlatacak ışık olmayacağını biliyoruz.

"Bana zamanı anlat," dersiniz. Aslında, "Bana bir öykü anlat," diyorsunuzdur.

İşte size vazgeçemediğim bir öykü.

Jeanette Winterson - Atlas'ın Yükü



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM