RİTİM

Elias Canetti - Kitle Ve İktidar


RİTİM

Ritim orijinal anlamıyla ayakların ritmidir. Her insan yürür ve yürümek için önce birini sonra diğerini yere bastığı iki ayağını kullandığından, ancak bunu tekrarlayarak hareket ettiğinden, ister istemez ritmik bir ses ona eşlik eder. İki ayak hiçbir zaman yere aynı kuvvette basmaz. Aralarındaki fark kişisel yapı ya da ruh haline bağlı olarak daha büyük ya da küçük olabilir. Daha hızlı ya da yavaş yürümek, koşmak, aniden durmak ya da zıplamak da mümkündür.

İnsan her zaman diğer insanların ayak seslerini dinlemiştir; onların ayak seslerine kendisininkilerden kesinlikle daha çok dikkat etmiştir. Hayvanların da kendilerine göre yürüyüşleri vardır; onların yürüyüşlerinin ritmi çoğunlukla insanınkilerden daha zengindir ve daha kolay algılanabilir; toynaklı hayvanlar, davul gibi ses çıkarırlar. İnsanın, çevresindeki korktuğu ya da avladığı hayvanlara ilişkin bilgisi sahip olduğu en eski bilgidir. Hayvanları hareketlerinin ritminden tanımayı öğrenmiştir. Okumayı öğrendiği en erken yazı hayvanların bıraktığı izlerdir; bu yazı yumuşak toprak üzerine basılmış bir tür ritmik simge diliydi ve insan bu dili okudukça, bunu oluşturanın sesiyle ilişkilendirdi.

Bu ayak izlerinin çoğu birbirine yakın çok sayıda iz halindeydi ve kendileri de ilk başta sürüler halinde yaşayan insanlar, bunlara sükunetle baktıkları anda kendi sayılarıyla bazı hayvan sürülerinin devasa sayıları arasındaki zıtlığın farkına vardılar. İnsanlar her zaman açtı ve av eti peşindeydi; ne kadar çok sayıda av hayvanı olursa, onlar için o kadar iyiydi. Ancak aynı zamanda kendileri de sayıca çoğalmak istiyorlardı. İnsanın kendi türünün sayıca artışına duyduğu istek her zaman güçlüydü ve bu kesinlikle yalnızca onun kendi türünün sürekliliği için duyduğu kuvvetli dürtü olarak anlaşılmamalıdır. İnsan orada ve o anda daha çok sayıda olmak istiyordu; avladıkları hayvanların sürülerinin sayısının büyüklüğü, duygularında, daha büyük olmasını diledikleri kendi sayılarıyla karışıyordu ve bunu, benim ritmik ya da nabazan kitle adını vereceğim kendine özgü bir ortak heyecan içinde ifade ediyorlardı.

Bu duruma ulaşmanın aracı her şeyden önce kendi ayaklarının tekrarlanan ve artan ritmiydi. Hızlı bir ardışıklık içinde birbirine eklenen ayak sesleri orada var olandan daha yüksek sayıda insana işaret eder. İnsanlar, dans ederken hareket eder ama aynı noktada kalırlar. Ayak sesleri azalıp yok olmaz, çünkü bu sesler sürekli tekrarlanır; dans edenler yüksek ve canlı ses çıkarmayı uzun bir süre sürdürürler. Dansçılar sayıca yoksun oldukları şeyi yoğunluklarıyla telafi ederler; ayaklarını yere daha hızlı vururlarsa, sanki orada daha çok insan varmış gibi hissedilir. Dans etmeye devam ettikleri sürece, çevredekilerin dikkatini çekerler. Duyan herkes onlara katılır ve kimse ayrılmaz. Doğal olan, yeni insanların onlara katılmayı sonsuza kadar sürdürmesidir; ancak kısa süre sonra yeni katılanların ardı kesilir ve dansçılar olmayan artışı kendi kısıtlı sayılarıyla yaratmak zorunda kalırlar. Sanki olduklarından çok daha kalabalıklarmış gibi hareket ederler. Heyecanları büyür ve çılgınlık düzeyine ulaşır.

Sahip olamayacakları kadar büyük sayılarda artışın bedelini nasıl öderler? İlk olarak, hepsinin aynı şeyi yapmaları çok önemlidir. Hepsi ayaklarını yere vurur ve bunu aynı şekilde yaparlar; hepsi kollarını ileri geri, başlarını sağa sola sallarlar. Dansçıların eşdeğerliği, parçalara ayrılır ve uzuvlarının eşdeğerliği olur. İnsanın hareket edebilen her parçası sanki bağımsızmış gibi davranır; ama hareketler paraleldir, uzuvlar birbirinin üzerine bindirilmiş görünür. Sıklıkla birbirlerine yaslanmış olarak çok yakın dururlar ve böylelikle eşdeğerlik durumlarına bir de yoğunluk eklenmiş olur. Yoğunluk ve eşitlik bir ve aynı şey olur. Sonunda, dans eden tek bir yaratık, hepsi tam tamıma aynı biçimde ve aynı amaçla devinen, elli başı, yüz bacağı ve yüz kolu olan bir yaratık olarak görünür. Heyecanları doruğa yükseldiğinde, bu insanlar kendilerini gerçekten tek bir varlık gibi hissederler ve fiziksel bitkinlik dışında hiçbir şey onları durduramaz.

Ritmin egemenliği sayesinde, bütün nabazan kitlelerin görünümlerinde ortak bir şeyler olur. Böyle bir dansın aşağıdaki anlatımı geçen yüzyılın ilk üçte birinde kaleme alınmıştır. Burada, orijinal olarak bir savaş dansı olan, Yeni Zelanda'daki Maoriler'in haka'sı anlatılmaktadır.

"Maoriler, dörder kişilik uzun bir sıra halinde dizilirler. Haka adı verilen bu dansın, ilk kez tanık olan bir yabancıda büyük korkular uyandırdığı saptanmıştır; kadın, erkek, özgür ve köle bütün gösterici topluluğu, toplum içinde bulundukları mevki göz önüne alınmaksızın, birbirine karışmıştır. Bedenlerinin etrafındaki yuvarlak fışeklerle dolu fişeklikleri dışında, bütün erkek göstericiler tamamen çıplaktı. Hepsi mızrak ve sopalarının ucuna tutturulmuş bıçaklar ya da dolma tüfeklerle silahlanmıştı; dansa katılan şefin eşleri dahil olmak üzere bütün kadınlar bellerine kadar çıplaktı.

"Dansa eşlik eden müziğe uyuluyordu; bu, hakalarda sergilenen çeşitli çeviklik gösterilerinde de, özellikle de eşzamanlı bir tarzda sık sık tekrarlanan, yerden dikine zıplamada, sanki bütün dansçıların bedeni bir tahrikle harekete geçirilmiş gibi aynı derecede iyi sergileniyordu. Silah olarak kullandıkları aletler eşzamanlı olarak sallanıyordu ve genellikle her iki cinsten insanları da süsleyen uzun saç bukleleri, şekli bozulmuş çehreleri onlara Gorgon ordusu görünümü veriyordu.

"Hepsinin çehresi insanın yüz kaslarının izin verebildiği olası her şekilde bozulmuştu; her yeni çarpıklık bütün göstericiler tarafından tam bir uyum içinde anında benimseniyordu. Böylelikle, eğer biri sanki bedeninde bir sakatlık varmış gibi bir kasılmayla yüzünü çarpıtmaya başladıysa, yekvücut halindeki göstericiler benzer bir jestle onu anında izliyorlardı, öyle ki gözlerinin akı ancak görülebiliyor, göz küreleri geri yuvarlanıyordu. Gözleri neredeyse yuvalarından fırlıyordu, ağızlarını, çekiç başlı köpek balıkları gibi bir kulaktan diğerine yayıyorlardı. Dilleri ağızlarından bir Avrupalının taklit etmesi imkansız bir uzunlukta çıkarılmıştı; bu ancak erken yaşlarda başlanıp uzun süren bir çalışmayla başarılabilir. Bir bütün olarak çehreleri o kadar berbat bir görüntü sergiliyordu ki rahatlamak için bakışlarımı uzaklaştırdım

"Bedenlerinin her parçası, kollarının ve bacaklarının yanı sıra el parmakları, ayak parmakları, gözleri, dilleri ayrı ayrı deviniyordu. Avuçlarıyla sol göğüslerine ya da baldırlarına vuruyorlardı. Şarkıları kulakları sağır edecek kadar gürültülüydü. Haka'da en az 350 gösterici yer alıyordu. Bu dansların savaş zamanlarındaki, cesareti artırıcı ve çarpışan tarafların birbirlerine hissettiği antipatiyi çoğaltıcı etkisini hayal etmek zor değildir."

Gözlerin yuvarlanması ve dilin çıkarılması karşı koyma ve meydan okuma göstergeleridir. Ancak savaş çoğunlukla erkeklerin, özgür erkeklerin meselesi olsa da, herkes kendisini haka'nın heyecanına kaptırır. Buradaki kitle ne yaş ne cinsiyet ne de mevki farkı tanır; herkes eşitler olarak eylemde bulunur. Ancak bu dansı benzer bir amacı olan diğer danslardan ayırt eden şey, eşitliğin ekstrem ölçüde parçalanmasıdır. Sanki her bir beden, yalnızca kollar ve bacaklara değil, aynı zamanda el parmaklarına, ayak parmaklarına, dillere ve gözlere ayrılmış gibidir; sonra bütün diller bir araya gelip aynı şeyi aynı anda yapar; bütün ayak parmakları ve bütün gözler tek ve aynı hareket içinde eşitlenir. Her insan en küçük parçasına dek diğerleriyle eşit hale gelmiştir; bu eşitlik giderek şiddetlenen bir hareket ile gösterilir. Hep birlikte yerden sıçrayan, dillerini birlikte çıkaran ve gözlerini birlikte yuvarlayan 350 insanın görüntüsü yenilmez bir bir'lik izlenimi veriyor olsa gerek. Buradaki yoğunluk yalnızca insanların yoğunluğu değil, aynı zamanda ve eşit derecede, çeşitli uzuvların her birinin yoğunluğudur. Sanki parmaklar ve diller savaşmak için kendi kendilerine bir araya gelmişlerdir. Haka'nın ritmi bu eşitliklerin her birine töz kazandırır; ortak zirvelerine doğru birlikte tırmanışlarıyla karşı konulmazdırlar. Çünkü her şey, başkalarınca görüldüğü varsayımına dayanır: Düşman seyretmektedir ve haka'nın özü ortak tehdidin yoğunluğudur. Ancak bir kez var olduktan sonra dans, danstan öte bir şey olur. Küçük yaşlardan itibaren, çeşitli şekillerde ve her vesileyle dans edilir. Pek çok seyyah haka'yla karşılanmıştır; yukarıdaki alıntı böyle bir olayı aktarmaktadır. Dost iki grup birbiriyle karşılaşınca haka'yla selamlaşırlar; bu öylesine gerçektir ki saf izleyici aniden bir savaşın patlak vermesinden korkar. Büyük bir şefin cenaze töreninde, Maorilerin adeti olan kendini sakatlamanın ve şiddet içeren bir yasın bütün aşamalarından ya da şölen ve ziyafetlerden sonra, herkes birdenbire ayağa fırlar, tüfeğine uzanır ve haka'ya başlar.

Herkesin yer alabileceği bu dansta, kabile kendini bir kitle olarak hisseder. Ne zaman kendilerini bir kitle gibi hissetmek ya da başkalarına bir bütün olarak görünmek isterlerse haka'dan yararlanırlar. Haka edindiği ritmik mükemmelliğiyle bu amaca kesinlikle uygundur. Haka sayesinde bir'likleri içeriden ciddi olarak asla tehdit edilmez.

Elias Canetti - Kitle Ve İktidar


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM