İlaçlar Aşkın Yapısını Değiştirebilir

John Brockman - Senin Tehlikeli Fikrin Ne


İlaçlar Aşkın Yapısını Değiştirebilir

Prozac ve benzeri serotonin arttıran antidepresanlar romantik aşk duygusunu, bir eşe ya da sevgiliye bağlanma duygusunu, doğurganlığı ve bir insanın genetik geleceğini tehlikeye atıyor.

Ben, psikiyatr Andy Thomson ile bu konu üzerinde çalışıyorum. Hipotezimizi, hastaların açıklamalarına, fMRI araştırmalarına ve beyin ile ilgili diğer verilere dayandırıyoruz. En
önemlisi, SSRI’lerin (selective serotonin reuptake inhibitors: seçici serotonin geri alım baskılayıcıları) serotonini arttırması gibi, onlar da beyindeki dopaminerjik patikaları baskılar. Romantik aşk, dopaminerjik patikalardaki hareketliliğin artmasıyla ilintili olduğu için, bu da SSRI’lerin yoğun romantik aşk duygusunu tehlikeye atabileceği anlamına geliyor. SSRI aynı zamanda, takıntıları (romantik aşkın önemli özelliği) da engelliyor ve duyguları köreltiyor. Hastalardan biri bu reaksiyonu şöyle anlatıyor:

On yılda iki kez depresyon krizi yaşadıktan sonra, terapistim serotonin arttırıcı antidepresanları sürekli kullanmamı tavsiye etti. Sağlığıma tekrar kavuştuğum için mutluydum ama yaşama isteğimin yerini duygusuzluk almıştı. Eşime hissettiğim romantik duygular büyük ölçüde azaldı. Terapistimin onayı ile ilaçlarımı yavaş yavaş bıraktım. Yaşama arzum geri döndü ve şimdi romantizmimiz eskiden olduğu kadar güçlü. Eğer gerekirse bir depresyon krizi ile başa çıkabilirim, ama benim durumumda antidepresanların yan etkileri onları işe yaramaz kılıyor.

Ayrıca SSRI, kullananların % 73 ünde cinsel isteği, cinsel uyarılmayı ve orgazmı baskılıyor. Bu cinsel tepkiler kur yapma ve cinsel birleşmeyi daha hoşa gider kılmak üzere evrildi. Orgazm, birine bağlanma duygusu ve bir çift oluşturma davranışları ile ilgili kimyasallar olan oksitosin ve vasopresin salgılanmasına neden oluyor. Orgazm, aynı zamanda, kadınların potansiyel eşlerini değerlendirmelerinin de bir aracı. Kadınlar her birleşmede orgazma ulaşmaz ve gelip geçici kadın orgazmı günümüzde, kadınların, onları tatmin etmek için zaman ve enerji harcamaya istekli erkekleri ayırt etmelerini sağlayan bir uyumsal (adaptiv) mekanizma olarak görülüyor. Kadınların orgazm olmamaya başlaması uzun süreli ilişkilerin istikrarını da tehlikeye atabilir.

Serotonin arttırıcı ilaçlar alan erkekler de eş seçimi, çift oluşturma ve evliliğin sürekli olması için gelişmiş olan mekanizmaları baskılar. Penis, zevk vermek üzere uyarılır ve erkeğin psikolojik ve fiziksel olarak formda olduğunu gösterir; ayrıca, vajina kanalına, büyük olasılıkla, dişi partnerin davranışı üzerinde etkili olan dopamin, oksitosin, vasopresin, testosteron, östrojen, ve diğer kimyasalları bırakır.

Bu ilaçlar, aynı zamanda, genetik geleceğinizi de etkiler. Serotonin, prolaktin salgılanmasını sağlayan faktörleri harekete geçirerek, prolaktini arttırır. Prolaktin, hipotalamik GnRH (gonadotropin salgılayan hormon), hipofız FSHsini (folikül uyarıcı hormon), LH (luteinleyici hormon)nin salgılanmasına ve/veya ovaryan hormon üretimine engel olarak doğurganlığı azaltır. Güçlü bir serotonin arttırıcı antidepresan olan Clomipramine, sperm hacmini ve hareketliliğini olumsuz etkiler.

Bence Homo Sapienler, üremek için, birbirinden çok farklı ama birbiriyle örtüşen üç (en az) nöral sistem geliştirmiş. Seks dürtüsü, sonraki kuşağın kendisinden türeyeceği kadın ve erkeğin bir dizi partner ile cinsel ilişki arayışında olması için gelişmiş; romantik aşk, kur yapmak için enerjilerini tercih ettikleri eşe harcamaları ve böylece zaman ve enerji tasarrufu sağlamaları için gelişmiş; bağlılık duygusu ise çocuklarını birlikte büyütmeleri için gelişmiş. Bu üç beyin sistemi arasındaki karmaşık ve dinamik ilişkiler, onların kimyasal dengesini değiştiren herhangi bir ilacın, bireyin kur yapma, cinsel birleşme ve ebeveyn taktiklerini değiştirir ve bunun sonucunda da doğurganlığını ve böylece genetik geleceğini etkiler.

Fikrimin tehlikeli olmasının nedeni, dev ilaç endüstrisi, bu ilaçları satmak üzere yatırım yapıyor. Dünyanın her yerinde milyonlarca insan bugün bu ilaçları kullanıyor ve bu ilaçlar yaygınlaştıkça bunları çok daha fazla insan kullanacak ve böylelikle aşık olmak ve aşık kalmak yeteneğini kaybedecek. Ve insanın aşık olma biçimi biraz değişse, her türlü sosyal ve politik barbarlık artabilir.

HELEN FISHER

Helen Fisher, Rutgers Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde profesör ve Why We Love (Neden Aşık Oluruz) kitabının yazarı.

John Brockman - Senin Tehlikeli Fikrin Ne


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM