Robert E. Peary

John Lloyd & John Mitchinson - Nasıl Bilirdiniz


Robert E. Peary: Kuzey Kutbu’nun Kaşifi

Amerikan deniz subayı ve kutup kâşifi Tuğamiral Robert E. Pearynin (1856-1920) doğrudan torunları Floridada bir kadın yargıç olan Peary S. Fowler ve birkaç Inuit ile sınırlıdır.

Robert E. Peary Kuzey Kutbuna ulaşan ilk insan olmanın alınyazısı olduğuna inanan biriydi. Arktik’ten özel mülküymüş gibi söz eder ve diğer keşif seferlerini hak ihlali gibi görürdü; önceki kâşiflerin güzergâhlarını izlediğine dikkat çekildiğinde belirgin biçimde altüst olurdu. Şaşırtıcı irade gücüyle, insanüstü dayanıklılığıyla ve acıyı bağnazca umursamama becerisiyle, Kuzey Kutbuna ulaşmak için on yılda sekiz ayrı girişimde bulundu ve ikisi dışında bütün ayak parmaklarını donma sonucunda kaybetti.

Peary ünlü olmaya erken yaşta karar verdi. Donanmadaki kariyerine henüz yeni başladığı yirmili yaşlarında annesine şöyle yazdı: Unutma, anneciğim, şöhrete kavuşmalıyım; sıradan angarya işlerle geçirilecek yılları kendime yakıştıramıyorum. Robert daha üç yaşındayken, babası aniden öldü ve annesi Mary trajediyle başa çıkmak için hayatını oğluna adadı: Her fırsatta onu dünyadan korumak, diğer oğlan çocuklarla oynamasına izin vermemek, ona çok nazik olduğunu söylemek, başına bir güneş; kepi giydirmek. Derin ama boğucu bir bağdı bu: Annesi her yerde, hatta balayında bile ona eşlik etti. Robert Peary 1888de Josephine Diebetschle evlendi. O sıralarda sadece Grönlanda kısa ve başarısız bir keşif seferi yapmıştı; ama çok geçmeden işler değişti. İkili yirmi üç yıllık evlilik dönemlerinde yalnız üç yılı birlikte geçirdi. Yine de Jo bir kaya gibi Pearynin arkasında durdu: Ölümüne kadar başlıca teşvikçisi, sırdaşı ve kamuoyundaki sözcüsü olarak kaldı.

Hatta 1891de kocasıyla birlikte Grönlanda bir keşif gezisi için giderek, dünyanın Yerli kökenli olmayan ilk Arktik kadını kâşifi unvanına kavuştu. Şaşırtıcı ölçüde neşeli bir günce tuttu ve ertesi yıl Robert Jr: adını verdikleri ilk çocuğunu doğurdu. Aile İnuitler arasında yaşamaktaydı. En tuhaf ve en pis görünüşlü kişiler olarak gördüğü ev sahiplerinin Joda bıraktığı izlenim insandan ziyade maymun gibi olduklarıydı. Kaba, duygusuz ve her şeyden önce kocasının yanındaydı. Peary çiftini küstüren ya da hayal kırıklığına uğratan kişilerle ilişkiler hemen kesilirdi. Bütün tasarrufunu bu girişime yatıran John Verhoeff adlı genç bir jeolog, Peary çiftinin kendisine davranışından öylesine sarsıldı ki, basbayağı intihar etti. Talimatlara uymaksızın tek başına dolaşmaya çıkarak karda kaybolduğu bir gün boşluğa şöyle bağırdı: Onlardan nefret ediyorum! Her ikisinden de! Kısa bir süre sonra da bir yarıktan aşağıya düştü.

Bu arada Peary kuzeye doğru yola koyuldu. Grönlandm bir ada olduğu içine doğmuştu. Üç ayda 1.600 kilometreyi kızakla aştığı inanılmaz bir yolculuğun sonunda adamlarıyla birlikte açık denize ulaştı ve oraya Bağımsızlık Koyu adını verdi. Grönlandın en kuzey ucunu bulduklarını ve Kuzey Buz Denizine baktıklarım sanıyorlardı. Oysa şimdiki adı Bağımsızlık Fiyordu olan bu su kütlesi, kuzeydoğu kıyısında yüzlerce kilometre uzunluğunda ve yirmi beş kilometre genişliğinde muazzam bir girintiydi. Vardıklarını sandıkları yere hâlâ 200 kilometre uzaktaydılar. Yine de yolculuk çarpıcı bir başarıydı. Grönlandın bu kesimi hâlâ Peary Toprakları olarak anılır. Peary yolun büyük bir bölümünü kırık bir bacakla geçmiş ve seferin doktoru Frederick Cookun uydurduğu tahta bir destek bacağını kurtarmıştı.

Amerikaya 1892de bir kahraman olarak dönen Peary, Kuzey Kutbuna yönelik bir hamle için kaynak toplama turnesine çıktı. Ülkeyi bir uçtan öbür uca dolaşarak, 103 günde 165 konferans verdi - gecelik kazancı 2.000 dolara {bugünkü değerle yaklaşık 50.000 dolar) kadar vardı. Her yönüyle pervasız bir kutup kâşifi gibi görünmekteydi: Bir seksene yakın bir boy, koyu mavi gözler, kızıl bir yele ve kocaman bir palabıyık. Konferanslarını ince ayrıntılarla İnuit kampı dekorunun kurulduğu bir sahnede, kutup kürkleri içinde ve konuşmanın sonunda topluca uluyacak şekilde eğitilmiş beş Eskimo köpeği eşliğinde sunmaktaydı.

Kamuoyundaki imajı alıngan ve güvensiz bir insanı gizlemekteydi. Bütün yaşamı boyunca kekemeliğin sıkıntısını çekti. Donuk ve herkese karşı duygusal bakımdan mesafeli bir kişi olarak, en ufak sadakatsizlik belirtisi karşısında küplere binerdi. Bir şey istediğinde şirin görünme becerisine sahip - ve buzda dolaşmaya çıktığında her zaman kararlı - olmasına karşın, özel yaşamında her tarafta komplolar gören bir arpacı kumrusuydu. Robert Pearynin aksi yanı soğuk ve karanlık bir yerdi ve herkes er ya da geç kendisini orada bulurdu - hatta karısı bile.

Peary 1898de Joyu iki çocuklarını yetiştirmek ve nazik mali durumlarının idaresini üstlenmek üzere geride bırakarak, üç yıllığına İnuitlcrin arasına döndü. Fok derisinden giysileri içinde buyurgan bir tavırla ayakta dikildiği fotoğrafları, onlara neredeyse tanrımsı bir varlık gibi görünmesinin sebebini açıklamak için yeterliydi. Peary bu konumunun sağladığı efendi hakkını kullanarak, kendisine İnuit bir metres seçti. Erkekleri mutlu tutmak için kadınların varlığı kesinlikle bir zorunluluktur diye yazdı notlarına. On dört yaşında olan Aleqasina adlı bu kız eve ilk başta bir temizlikçi olarak alınmıştı. Efendisine Anaakkaq (d.1900) ve Kaalipaluk (d. 1906) adı verilen iki oğlan doğurdu. İlkine gebe olduğu sırada, Jo Peary ansızın çıkıp geldi. Buzlarla çevrili kocasından birkaç ay haber alamamıştı ve gördüğü manzarayla derin şoka uğradı. Durumu bilseydim, oraya gitmezdim herhalde diye yazacaktı daha sonraları. Bu alışılmamış aile ortamını bir şekilde sineye çekerek, 1902 ve 1903te iki kez daha kocasına uğradı; ama güncesi çoğu kez bayağı üzgün olduğunu yansıtır. Güncesine 1906da, Kutup, katlandığım endişe ve ızdırap için bana asla teşekkür etmeyecek diye not düşen Pearynin Aleqasinayla ilişkisi genelde inuitlerle kurduğu ilişki gibiydi. Ona gösterilen ilginin oldukça içten olmasına karşın, onların dilini doğru dürüst öğrenme, hele kültürlerini anlama zahmetine hiç girmedi. Onları cesur ve becerikli insanlar olarak gördü, onlara anarşist filozoflar olarak hayranlık duydu; ama başka kimselerle olduğu gibi, onlarla da bir duygusal bağlantıya girmeyi başaramadı. Ortalıkta Pearyaksoah (Büyük Beyaz Tanrı) gibi çalımlı dolaşarak, armağanlar bahşetmeyi ve bağırarak emirler yağdırmayı yeğ tuttu. Hayata ancak bir tilki ya da bir ayı kadar değer veriyorlar; tamamen içgüdüyle davranıyorlar diye yazdı. Onlardan beklediği yegâne katkı Kuzey Kutbunu keşfetmesine yardımcı olmalarıydı.

Aslında, inuitler yardımın ötesinde bir katkıda bulundular. Onun kutup keşfinde büyük teknik atılım diye ilan ettiği Peary sistemi esasen hayatta kalmaya dönük İnuit tekniklerini uygulamaktan ibaretti. İnuitlerin yerel bilgileri ve (büyük bölümü yolda ölen) çok sayıdaki köpekleri olmasaydı, Pearynin seferleri asla gerçekleşemezdi. Protez ayak parmakları takımını beklerken ve saplantılı biçimde Kuzey Kutbuna sonraki hamlesini planlarken Aleqasinayla koyun koyuna geçirdiği yılları hayatının en mutlu dönemi olarak nitelendirmek mümkündür. Ama Peary sadece bir kızağın başına geçtiğinde gerçek anlamda mutluydu.

Arktik bölgesinden temelli ayrıldığı 1909dan sonra Aleqasinayla ya da iki İnuit oğluyla temas kurmaya hiç çalışmadığı gibi, onlara ya da sadakatle hizmetine koşmuş insanlara herhangi bir maddi destekte bulunmadı - hem de şöhretin getirdiği servete rağmen. Grönlandın kuzeybatı kesiminin İnuitleri Pearyye hayranlık beslemelerine ve büyük projesinde oynadıkları rolden gurur duymalarına karşın, onu hâlâ Büyük Azap Çektirenolarak anıyorlar.

Peary 1897de çarpıcı bir vandalizm sergileyerek, İnuitlerin binlerce yıldan beri bıçakları ve ok uçları için bir metal parça kaynağı olarak kullanmış oldukları dört kutsal göktaşını çaldı, beraberinde New Yorka götürdü ve Amerikan Doğa Tarihi Müzesine 40 bin dolara (bugünkü değerle 1 milyon doları aşkın paraya) sattı. Bu paranın tek kuruşu Grönlanda girmedi. Peary yanına konferans dizisi çerçevesinde göstermek üzere altı İnuiti de almıştı. Bunların dördü zatürreden neredeyse hemen öldü. Peary arsızca bir tavırla onları gömmüş numarası yaparak, daha sonra kadavralarını müzeye sattı. Hayatta kalan en genç İnuit, Minik adında ve sekiz yaşında bir oğlandı. Müze müdürü William Wallace’ın ailesi tarafından evlat edinildi ve Minik Peary Wallace" adıyla kayda geçirildi. Kısa bir süre sonra Wallace görevinden istifa etti. Minik ancak dokuz yıl sonra, bir delikanlı olarak Amerikan Doğa Tarihi Müzesini dolaştı. Etnografya bölümündeki bir camekânda babasının ağarmış kemiklerini görünce dehşete düştü. Törenle gömmek üzere kalıntıların kendisine verilmesi için yalvardı; ama müze yetkilileri isteğini geri çevirdi. Pearynin yurda dönüş parasını vermeyi gönülsüzce kabul ettiği Minik, oradan geri kalan yaşamı boyunca müzeyle bir hukuk kavgası yürüttü. Henüz yirmi dokuz yaşında olduğu 1918de, Pearyden iki yıl önce Öldü. Müzenin ancak 1993te verdiği İnuit iskeletleri Grönlandda gömüldü.

Pearynin 20. yüzyıl başlarında Kuzey Kutbuna varmaya yönelik girişimlerinin hepsi başarısızlıkla ve bazıları felaketle sonuçlandı. Ama Amerikadaki şöhreti büyümeye devam etti. Her türlü serüvenden hoşlanan Theodore Rooseveltle dostluk kurdu ve katlanarak artan masraflarını karşılayacak bir dizi varlıklı hamiyi onun sayesinde buldu (Her seferin ortalama maliyeti 400 bin doların, yani bugünkü değerle 10 milyon doların üzerindeydi).

Peary ellili yaşların ortasına yaklaştığı 1909da Kuzey Kutbuna varmak için son hamlesine girişmeye hazırdı. Toplam 24 adamdan oluşan bir ekip 19 kızakla ve 133 köpekle yola çıktı; ama ekipten sadece Peary ve beş arkadaşı bütün yolu aşabildi. Bunlardan biri de dünyanın ilk siyahi kutup kâşifi Matthew Hensondu. Kendi kendini yetiştiren bu yetenekli adam yoksul bir çiftçinin oğluydu. Daha küçükken anne babasını kaybetmişti; on iki yaşında Washington DCden Baltimorea kadar olan 50 kilometreli yolu yaya yürümüş ve bir gemide kamarot olarak denize açılmıştı. Becerikli bir dümenci, dülger ve makinist olarak sivrildi. İlk kez yirmi beş yıl önce tanıştığı Pearynin bütün önemli seferlerine katıldı. Aynen onun gibi, bir İnuit kadınıyla evlendi ve ondan bir oğlu oldu. Peary başarısını büyük ölçüde Hensonın lojistik yaratıcılığına ve yerel dili iyi bilmesine borçluydu. Kafilenin sağ kalan diğer mensupları kızakları süren dört İnuitti. Ayak parmakları olmayan elli dört yaşında bir adamın yönettiği bu kızakçılar, erimekte olan ve sinsi su kanallarıyla yarılmış buz üstünde ilerlemek zorundaydı. Hensonın neredeyse yanılmaz bir yön duygusu vardı; ama Peary dışında hiç kimse Kuzey Kutbuna varıldığını bildirecek enlem okumalarının sekansını almayı bilmiyordu. Peary böyle bir işlemi hiç yapmadı. Yanlarında bağımsız tanıklar olmadığı için, Pearynin hedefe ulaşıldığı yolundaki sözü dışında bir kanıt yoktu. Ulaşmak için yirmi yılını verdiği bir anın söz konusu olduğu göz önünde tutulunca, Pearynin kutba varıldığı söylenen günde güncesini boş bırakmış olması çok tuhaftır (Uygun duyguları kaydettiği ayrı bir sayfayı daha sonraları araya ekledi). Savı daha da zayıflatıcı nokta olarak, söz konusu mesafeyi aşmış olmaları için, günde 110 kilometreden fazla yol almış olmaları gerekirdi. Daha önce ya da daha sonra bu hıza ulaşmış hiçbir kutup kâşifi yoktur. İngiliz serüvenci Sir Wally Herbert
1909da aynı yolculuğu yaptığında, Pearynin kutbunun gerçeğine en az 80 kilometre uzak kaldığı tahminine vardı.

Pearynin sefer ekibini taşıyan gemiye varınca sergilediği davranış zafer kazanmış bir havadan uzaktı. Dönüş yolculuğun da Hensonla pek konuşmadı ve Henson ketum bir tavır takındı: Kutupta aramızda biraz tartışma çıktı, ama söyleyeceğim tek şey budur. (Yıllar sonra Henson tartışmaya Pearynin kendisine yaraşır gördüğü anı başka birisiyle paylaşmak zorunda kalmaktan duyduğu kırgınlığın yol açtığını açıkladı.) Gemi mürettebatı Kuzey Kutbuna varılıp varılmadığını öğrenmeye can atıyordu; ama doğrudan sorulduğunda bile, Peary sadece şunu söylemekle yetindi: Büsbütün başarısızlığa uğramış değilim.

Sefer ekibi New Yorka döndüğünde, rakip bir iddiayla kar şı karşıya kaldı. On sekiz yıl Önce Pearynin bacağını kurtarmış olan Dr. Frederick Cook, Kuzey Kutbuna tam bir yıl önce vardığını belirterek ortaya çıkıverdi. Bu durum Pearyyi harekete geçmeye kışkırttı. Bütün ezikliğini bir yana bırakarak, Cookun (kendisininkinden bile daha az inandırıcı olan) iddiasını çürütmeye koyuldu. Peary geçmişte iyiliğinin dokunduğu her kesimi yanına çekti. Sonuçta oluşan kamuoyu Cookun manevi kişiliğini ve önceki kutup tecrübesini öylesine sarstı ki, bir daha eski itibarına kavuşamadı. Basın Pearyden beklediği açık övgüyü esirgedi ve özel ortamlarda sorular sorulmaya devam etti; ama dünyanın gözünde Kuzey Kutbunu fetheden kişi artık Robert Pearyydi. Yirmi üç yıllık uğraştan sonra sistemim sayesinde Kuzey Kutbuna vardım diye ilan etti.

Bunu dünyanın önde gelen coğrafya derneklerinin verdiği yirmi iki altın madalya, ayrıca üç onursal doktora diploması ve Légion dhonneur nişanı izledi. Avrupanın her yanında kraliyet saraylarınca ağırlandı ve ülkesinde tuğamiral rütbesine yükseltildi. Başkası tarafından kaleme alınan anıları çok satan kitaplar arasına girerek, bütün bir ahkâm kesen kâşifler kuşağını büyüledi. Peary istediği şöhrete tam anlamıyla kavuştu. Emekliliğinin tadına varmak üzere sosyal hayattan elini eteğini çekerek, Maine kıyılan açıklarındaki tatil beldesi Eagle Adasına yerleşti.

Fakat zerre kadar tadına varamadı. Sağlığı bozuldu ve ağır depresyon nöbetleri geçirdi. Karısı bu çöküşten, dönüşünde onu böylesine sıkı bir sorguya çeken kuşkucuları sorumlu tutarak şu nu belirti: Bu olay onun demir gibi bünyesini yıkma açısından keşif seferlerinde yaşanan şeylerin hepsinden daha fazla etkili oldu. Peary bütün yaptığı şeylerden sonra herhalde korkunç bir düş kırıklığı ve can sıkıntısı duygusuna kapılmış olmalıdır - masum İnuit yoldaşlarına davranış biçiminden dolayı pişmanlık duymuş olması da ancak bir temenni olarak eklenebilir. Belki de gecenin karanlığında, hedefine asla varmamış olmasından ve özlemini çekerek sonunda elde ettiği bütün şöhretin bir yalana dayanmasından kaynaklanan suçluluk duygusunu kafasında evirip çevirdi.

Peary dünyadan takdir görmeyi çılgınca istiyordu, çünkü baba takdirini hiç yaşamamıştı. Annesi onu sevgiye boğmuştu ve - annesine yazdığı sevecenlikle dolu taşkın mektuplardan anlaşıldığı gibi - bu sevgiye aynen karşılık vermişti; ama ondan kurtulmaya ihtiyacı vardı. Psikoterapistlerin eş yerine geçirme olarak adlandırdıkları bu durumda, ebeveynin bir sevgili gibi davranmasından dolayı çocukta suçluluk duygusu ve endişe ortaya çıkar: Pearynin annesinin balayında ona eşlik ermesi klasik bir örnektir. Kuzey Kutbu ondan kurtulmak için fazlasıyla uzak bir yerdi ama Robcrt Peary ancak orada kendisini güvende ve özgür hissedebildi, hiç tanımadığı babasına bir kahraman olduğunu kanıtlama çabasına girebildi. Henüz altmışüç yaşındayken kötücül anemiden öldü.

Kuzey Kutbuna karadan varma başarısı kesin doğallanabilen ilk girişim ancak 1968de gerçekleşti. Bu konuda unutmamamız gereken isim Robert Peary değil, Minnesotanın Bruno kentinden gelen ve liseyi yarıda bırakmış eski bir sigortacı olan Ralph Plaisteddir.

John Lloyd & John Mitchinson - Nasıl Bilirdiniz


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM