Zeki Olduğunu Düşünüyor musun

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun

Akıllı olduğunu düşünüyor musun?

(Hukuk. Cambridge)

Bu gerçekten eziyetli bir sorudur! Alçakgönüllü bir tavırla “hayır” cevabını verirseniz, mülakatı yapan kişi sözünüzü doğru sayabilir ve sizi (rivayete göre) sadece akıllı insanların alındığı Oxbridge’de bir yer edinme şansından haliyle yoksun kılabilir. “Evet” cevabı verirseniz, gerçekten bayağı ahmak olduğunuz izlenimini verme riskine girersiniz. Öncelikle, mülakatı yapan kişi, konumundan (masanın öbür yanında durmasından) dolayı ister istemez sizden daha akıllıdır - ve onun seviyesinde olduğunuzu ima etmekle başınıza bela açmış olursunuz! İkincisi, akıllılığından fazlasıyla emin olan kişinin aklı başında biri olma ve en iyi öğrencilerden beklendiği üzere öğrenmeye yeterince açık sayılma olasılığı düşüktür. Dahası, işi sağlama bağlamak için kaçamak bir cevap vermeye kalkarsanız, bir Oxbridge yıldızı olamayacak kadar kararsız ve açıkgözlülükten yoksun biri olarak görülürsünüz...

Antik Yunan döneminden beri akıllı olmaya yakıştırılan epeyce olumsuzluk vardır. Aristoteles'e göre, akıllılık bir şeye ulaşma yolunu kestirebilme becerisinden ibaretti; buna erdemin mihenk taşı eşlik etmezdi. Kişi akıllı olduğu kadar erdemli de olmadıkça bilgeliğe varamazdı. Platonun aynı ölçüdeki sert görüşü şöyleydi: “Hiçbir şey bilmemek feci ya da aşırı bir kötülük olmadığı gibi, en büyük kötülük de değildir; ama çok akıllı olmak ve çok şey öğrenmek, buna kötü bir eğitim eşlik etmişse, çok daha büyük bir talihsizliktir.” O zamandan beri, akıllılık bir yandan sinsi kurnazlıkla, diğer yandan palavracılıkla ilişkilendirilen oldukça kuşkulu bir vasıf izlenimini verir. Milton, Şeytan tipine "akıllı” sıfatını takmıştı. Mary Shelley’nin Frankenstein’ı da öyleydi. Şeytan akıllı olabilir, ama sadece melekler bilgedir.

Yani, kişinin akıllı olduğunu açıkça söylemesi sinsi ya da palavracı olduğunu bildirmesiyle aynı anlama gelebilir - hatta bir ahmaklık belirtisi bile sayılabilir, çünkü bilge olan biri akıllı olduğuna inanmaz ve gerçekten akıllı olan biri de akıllı olduğunu öyle uluorta belirtmez. Rochefoucauld'nun dediği gibi, “kişinin akıllı olduğunu gizlemesi çok akıllı olduğunun belirtisidir.” F. W. Ruckstull, “Harika Sanat Eserleri ve Onları Harika Kılan Şey” gibi son derece tumturaklı bir ad taşıyan 1925 tarihli bir broşürde, akıllılık gösterilerine karşı genel tutumu şöyle özetlemekteydi: “Manet büyük bir ressam olabilirdi, ama ahlaki miyopluk onu akıllı ama sıradan ustabaşılar safında kalmaya mahkum etti.” Manet’ye reva görülene bakın işte... Parlak yazar Oscar Wilde bile, “Ben o kadar akıllıyım ki, bazen söylediğim şeylerin tek kelimesini bile anlamıyorum” diyerek, akıllılığını çok mütevazı bir nükteyle açıklamak zorunda kalmıştı. Galiba sorunun mükemmel cevabı da bu olsa gerek.

Eğer soru, “Zeki olduğunu düşünüyor musun?” olsaydı, elbette farklı bir şekilde cevap verebilirdim. Akıllılığa oranla zekânın çok daha az olumsuz çağrışımları vardır. Akıllılık rekabetçidir. Zekâ bir nesnellik izlenimi taşır. Ama doğrusu, bu konuda da sorunlar eksik değildir; çünkü zekâyı tanımlamanın ya da ölçmenin genel kabul gören bir yolu yoktur. Zekâ testleri artık zekânın gerçek ölçüsü olarak “Trivial Pursuit” kart oyunundan ancak biraz daha güvenilir bulunuyor, çünkü bu testlere yönelik alıştırma yapıldığında iyi puanlar alınabildiği ortaya çıkmıştır - üstelik testlerin kapsamı da kültürel anlayışa bağımlıdır. Sonuç olarak, “Zeki olduğunu düşünüyor musun?” sorusuna, “Evet, IQ düzeyim 155” cevabını verirseniz, mülakat hocasının size bir Oxbridge yüksekokuluna girmek yerine Üstün Zekâlılar Derneğine katılmayı önermesi yüksek bir olasılıktır.

Elbette bütün bunlara rağmen, “Evet, benden beklediğiniz kadar akıllıyım” dedikten sonra, Cyrano de Bergerac’ın burnunu yüceltişindeki espriyle bunu sergilemeye koyulan bir adayın katışıksız cakası karşında, mülakatı yapan kişinin ağzı bir karış açık kalabilir. Dışarıdan biraz kuşku ve gıptayla bakılmak zaten Oxbridge akıl küplerinin alınyazısıdır. Tam da bu alametifarikadan zevk almaya hazır birine ne diye kucak açmasınlar ki? Wordsworth'ün yeğeni Elizabeth’in 1890 tarihli şu küçük şiirine göre, ok yaydan çıkmış durumdadır:

Bütün iyi insanlar akıllı olsaydı,
Bütün akıllı insanlar iyi olsaydı,
Dünya olabileceğini sandığımızdan
Çok daha hoş yaşanır bir yer olurdu.
Ama her nedense ikisinin uyuştuğu
Ya seyrek görülür ya da hiç görülmez.
İyiler çok haşindir akıllılara karşı,
Akıllılar çok kabadır iyilere karşı.

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM