Bilimin Serüveni

John Langone & Bruce Stutz & Andrea Gianopoulos - Bilimin Serüveni

GÖKLER

BULUTSUZ HERHANGİ BİR GECEDE, karanlık bir bölgeden gökyüzüne bakarsanız, çok sayıda yıldız, gezegen ve titreşen noktacıklar görürsünüz. Gece ilerledikçe doğuda yeni yıldızların görüş alanına girdiğini, batı ufkunda ise kimi yıldızların gözden kaybolduğunu fark edersiniz. İnsan bakış açısıyla göğü, merkezdeki sabit yerkürenin etrafında dönen kocaman, oyuk, küresel bir kabuk şeklinde algılamamak çok zordur, çünkü birbirine kıyasla hiç hareket etmeyen yıldızlar, bu durmaksızın dönen küreye sabitlenmiş gibidir. Ancak beş “Gezgin Yıldız” ya da gezegen, yıldızlarla dolu fonda dans ederken, kuyrukluyıldız, meteor ve tutulma gibi sıradışı olaylar, evrensel düzen algısını zaman zaman sarsar. Antik Yunan gökbilimcileri gök kubbenin mücevherlerle - yani yıldızlarla - süslü kristal bir küre olduğuna inanır, bazı yerel kültürler ise yıldızların ataları tarafından yakılmış kamp ışıkları olduğunu düşünürlerdi.

Günümüzde artık yerkürenin devasa bir gök kubbenin merkezinde yer almadığını biliyoruz.
Yıldızları, güneşi, ayı ve gezegenleri gökyüzünde yükselip alçalıyormuş gibi gösteren şey aslında düşünülenin aksine, dünyanın kendi ekseni etrafındaki hareketi. Antik çağ gökbilimcilerinin çalışmalarını incelerken, insanın 2.5 milyon yıldan biraz uzun bir süre önce ortaya çıktığını akılda tutmak önemlidir. Her neslin 25 yılı temsil ettiği düşünülürse, bilinen tarih boyunca yaklaşık 240 nesil yaşamıştır. Buna karşılık tarih öncesi dediğimiz dönem 100.000’den fazla nesli içerir. İnsanın bu uzun dönem sürecindeki entelektüel faaliyeti günümüzde oldukça az biliniyor. Elimizde söz konusu döneme ait kalıntılar bulunsa da bunlar, tarih öncesi atalarımızın zekasını temsil eden bilgi birikimine çok küçük katkılar sağlıyor.

Ancak antik kalıntıların kanıtladığı bir şey varsa o da, gözleme dayalı gökbilimin temellerinin binlerce yıl öncesine dayandığıdır. Eski çağlara ait yapılar - İngiltere'deki Stonehenge ya da Meksika'daki Chichen Itza Maya piramitleri gibi - tarih öncesi kültürlerin yıldızlı göklere atfettiği önemin kanıtlarını gözler önüne seriyor.

Her antik kültürün, evrenin başlangıcına ilişkin öyküsü birbirinden farklıdır. Çoğu kültürde astronomi bilgileri rahiplerin himayesindeydi ve ne zaman ekin ekeceklerini, ne zaman hasat yapacaklarını halka onlar söylerlerdi. Örneğin antik çağ Mısır’ında kimi yıldızların konumuna bakılarak, tarımsal faaliyetlerin planlanmasında kilit rol oynayan Nil'in taşma dönemine ilişkin tahminlerde bulunulurdu. Tutulma, gezegenlerin kavuşumu veya kuyrukluyıldız geçişi gibi gökbilim olayları, genelde yaklaşan dünyevi olayların bir işareti olarak algılanırdı.

John Langone & Bruce Stutz & Andrea Gianopoulos - Bilimin Serüveni


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.
















Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM