DECCAL

Friedrich Nietzsche - Deccal


35.

Bu «iyi haberci» yaşadığı gibi öldü, öğrettiği gibi - «insanları kurtarmak» için değil, nasıl yaşanması gerektiğini göstermek için. Geriye, insanlığa bıraktığı, kendi pratiğidir: yargıçları karşısındaki tutumu, gardiyanları karşısındaki, davacıları karşısındaki ve her türlü karalama ve yuhalama karşısındaki - çarmıhtaki tutumu. Direnmez, hakkını korumaz, başına gelebilecek en son şeye karşı bile kendisini savunacak birşey yapmaz, tersine, meydan okur ona... Ve kendisine, kötülük yapanlarla birlikte, yakarır, acı çeker, yapanlara acır, onları sever... Çarmıhta gardiyanına söylediği, bütün Evangelium'u özetler. «Sahiden de kutsal bir insanmış bu, Tanrı'nın oğluymuş» der Gardiyan. «Bunu hissediyorsan - diye yanıtlar onu Kurtarıcı - sen cennettesin demektir, sen de Tanrı'nın bir evladısın demektir»... Hiç korumamak kendini, hiç öfkelenmemek, hiç sorumlu tutmamak... Kötülüğe de: direnmemek, - onu sevmek...


36.

İlkin biz, biz özgürleşmiş tinliler sahip olduk, ondokuz yüzyılın yanlış anladığı bir şeyi anlamanın koşullarına, - bu içgüdü ve tutku haline gelmiş dürüstlüğe, «kutsal yalan»a başka her türlü yalandan daha fazla savaş açan bu dürüstlüğe... Kişi, eskiden, bizim nazik ve özenli yansızlığımızdan, böylesi yabancı, böylesine ince şeylerin yordanabilmesi için gerekli tinsel yetişmeden, ölçülemeyecek denli uzaktı: kişi, hep, arlanmaz bir bencillikle, yalnızca kendi yararını buldu işin içinde; Evangelium'a getirilen karşıtlığın üstüne bir Kilise kuruldu...

Birisi, büyük dünya oyununun içinde, ironik bir Tanrısallığın parmağı bulunup bulunmadığı konusunda bir işaretin peşine düşseydi, adı Hristiyanlık olan şu kocaman soru işaretinde bulacağı ipuçları az olmazdı, insanlığın, Evangelium'un kaynağı, anlamı, hakkı açısından, onun karşıtı olan şey önünde dizlerinin üstüne düşmüş olması; «Kilise» kavramıyla, tam da «İyi Habercinin kendi altında, ardında duyduğu şeyi kutsal ilan etmiş olması - daha büyük bir dünya tarihi ironisi aramak boşuna. --


37.

- Çağımız, tarihsel anlama yetisiyle gururlu: nasıl oldu da bir anlamsızlığa inanır oldu, o zaman, Hristiyanlığın başlangıcında, kaba bir mucize yaratıcısı ve kurtarıcı masalının durduğu konusunda, - ve bütün tinsel ve simgesel olanın ancak sonraki bir gelişme olduğu konusunda? Tam tersi: Hristiyanlığın tarihi - bu da, çarmıhtaki ölümden bu yana, demek - kaynaktan bir simgelemin adım adım kabalaşan bir biçimde yanlış anlaşılmasının tarihidir. Hristiyanlığın hep daha geniş, hep daha çiğ, içinde doğduğu koşullara hep daha uzak kitlelere her yayılışında, Hristiyanlığı vulgarize etmek, barbarize etmek hep daha gerekli olmuştur. – Imperium Romanum'un bütün yeraltı tapınışlarının öğretilerini ve törelerini, her türden hastalıklı aklın saçmalıklarını içine alıp yutmuştur. Hristiyanlığın yazgısı, ona inanmakla doyuma ulaşacak gereksinimler ne denli hastalıklı, ne denli aşağı ve bayağı ise, ona olan inancın da o denli hastalıklı, aşağı ve bayağı hale gelmek zorunda olmasında yatar. Sonunda da hastalıklı barbarlık kendisini Kilise olarak Örgütleyerek güce ulaştı. - Kilise, bu, ruhun her dürüstlüğüne, her yüceliğine, tinin her yetiştirilişine, her özgür yürekli, iyi yürekli insancalığa karşı ölümüne düşmanlığın biçimi. - Hristiyanca olan ile soylu olan değerler: ilkin biz, biz özgürleşmiş tinliler, bunu, varolan en büyük değer karşıtlığını, yeniden kurduk! --

Friedrich Nietzsche - Deccal


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM