Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1

12. Kadın ve Bitkiler. Kutsal Mekan ve Dünyanın Düzenli Aralıklarla Yenilenmesi

Tarımın keşfinin ilk ve belki de en önemli sonucu paleolitik avcıların değerlerinde bir krize yol açar: Hayvan dünyasıyla dinsel nitelikteki ilişkilerin yerini, insan ile bitkiler arasındaki mistik dayanışma adı verilebilecek olgu alır. O zamana dek hayatın özünü ve kutsallığını kemik ve kan temsil ederken, artık bu değerleri sperm ve kan canlandıracaktır. Ayrıca kadın ve dişiliğin kutsallığı ilk sıraya geçer. Kadınlar bitkilerin evcilleştirilmesinde belirleyici bir rol oynadıkları için, ekili tarlaların sahipleri olurlar ve bu da onların toplumsal konumunu yükseltip, anayer gibi özgül kurumlar yaratır, yani koca eşinin evinde oturmak zorunda kalır.

Toprağın bereketi kadın doğurganlığıyla uyumludur; dolayısıyla mahsulün bolluğundan kadınlar sorumlu olur; çünkü yaratımın "sırrını" onlar bilmektedir. Burada dinsel bir sır söz konusudur; çünkü hayatın kökenini, besini ve ölümü yönetmektedir. Toprak kadınla özdeşleştirilir. Daha ileri tarihlerde, saban keşfedildikten sonra, tarım çalışması cinsel birleşmeyle özdeşleşecektir. Ama binlerce yıl boyunca Yeryüzü Ana partenogenez yoluyla tek başına doğuruyordu. Bu "sırrın" anısı Olympos mitolojisinde hala yaşıyordu (Hera tek başına hamile kalır ve Hephaistos'la Ares'i doğurur) ve yeryüzü insanlarının Topraktan doğuşu, toprak üzerinde doğurma, yeni doğmuş bebeğin toprak üzerine bırakılması vb. çok sayıda halk inancı ve mitte bu izler ayırt edilebilmektedir. Topraktan doğan insan öldüğünde annesine geri döner. Veda ozanı "Toprağa, annene doğru sürün" diye haykırır.

Kadının ve ananın kutsallığı kuşkusuz paleolitik çağda da bilinmektedir, ama tarımın keşfi onun gücünü hissedilir ölçüde artırır. Cinsel hayatın ve öncelikle de kadın cinselliğinin kutsallığı mucizevi yaratılış bilmecesiyle iç içe geçer. Partenogenez, hieros gamos ve ritüel orji cinselliğin dinsel niteliğini farklı düzeylerde ifade ederler. Antropokozmik yapıda karmaşık bir simgesellik, kadın ve cinselliği ay döngüleriyle, toprakla (burada döl yatağıyla özdeşleştirilmiştir) ve bitkilerin büyüme "gizemi" adı verilebilecek olguyla bütünleştirir. Bu gizem, tohumun yeniden doğmasını sağlayabilmek için, onun "ölüm"ünü gerektirir ve bu yeniden doğuş şaşırtıcı bir çoğalmayla yansıdığı oranda mucizevi bir nitelik kazanır. İnsan varoluşunun bitkisel hayatla özdeşleştirilmesi, bitkisel büyüme dramasından alınmış imgeler ve mecazlarla ifade edilir (hayat bir kır çiçeği gibidir vb). Bu imgesellik binlerce yıl boyunca şiiri ve felsefi düşünceleri beslemiştir ve çağdaş insan için de hala "gerçek"tir.

Tarımın keşfinin sonucu olan bütün bu dinsel değerler zaman içinde aşamalı olarak eklemlendi. Ama biz, mezolitik ve neolitik yaratımların özgün niteliğini öne çıkarmak için onları şimdiden hatırlattık. Bitkisel hayatın "gizemiyle" uyumlu dinsel düşünceler, mitolojiler ve ritüel senaryolarla sürekli karşılaşacağız; çünkü dinsel yaratıcılığı uyandıran, ampirik tarım görüngüsü değil, bitkilerin büyüme ritmi içinde tanımlanan doğum, ölüm ve yeniden doğum gizemidir. Mahsulü tehlikeye atan krizler (su baskınları, kuraklıklar vb) anlaşılmaları, kabullenilmeleri ve dizginlenebilmeleri için, mitolojik dramalar halinde yansıtılacaktır. Bu mitolojiler ve onlara bağlı ritüel senaryolar binlerce yıl boyunca Yakındoğu uygarlıklarına egemen olacaktır. Ölen ve dirilen tanrılara ilişkin mitolojik izlek bunların en önemlileri arasındadır. Bazı durumlarda bu arkaik senaryolar yeni dinsel yaratımların doğmasını sağlayacaktır (örneğin Eleusis, Yunan-Doğu mysteria'ları)

Tarım kültürleri kozmik din adı verilebilecek olguyu geliştirir; çünkü dinsel etkinlik merkezi gizemin etrafında yoğunlaşmıştır: dünyanın düzenli aralıklarla yenilenmesi. Tıpkı insanın varoluşu için geçerli olduğu gibi, kozmik ritimler de bitkisel hayattan alınmış terimlerle ifade edilir. Kozmik kutsallık gizemi Dünya Ağacı'nda simgelenir. Evren düzenli aralıklarla, başka bir deyişle her yıl yenilenmesi gereken bir organizma olarak sunulur. Bazı ayrıcalıklı kişiler bir tür meyve veya ağacın yakınındaki bir kaynak aracılığıyla "mutlak gerçeğe," gençleşmeye, ölümsüzlüğe erişebilir. Kozmik Ağacın, dünyanın merkezinde bulunduğu ve üç kozmik bölgeyi birleştirdiği düşünülür; çünkü ağacın kökleri yeraltına uzanmakta ve tepesi gökyüzüne değmektedir.

Dünyanın düzenli aralıklarla yenilenmesi gerektiğine göre, her Yeni Yılda, kozmogoni ritüel biçiminde yinelenecektir. Bu mitsel-ritüel senaryoya Yakındoğu'da ve Hint-İranlılarda rastlanmaktadır. Ama bir anlamda neolitik çağın dinsel anlayışlarını sürdüren ilkel tarım toplumlarında da bu senaryoyu buluyoruz. Temel düşünce - kozmogoninin tekrarıyla dünyanın yenilenmesi - kuşkusuz daha eski, tarım öncesi döneme aittir. Bu düşünceyi kaçınılmaz çeşitlenmeleriyle birlikte Avustralyalılarda ve birçok Kuzey Amerika kabilesinde buluyoruz. Paleo-ekiciler ve tarımcılarda Yeni Yıla ilişkin mitsel-ritüel senaryo ölülerin geri dönüşünü de içerir ve benzer törenler klasik çağ Yunanistan'ında, eski Cermenlerde, Japonya'da vb. yaşar.

Özellikle tarım çalışmaları çerçevesinde yaşanan kozmik zaman deneyimi, sonunda dairevi biçimde zaman ve kozmik döngü düşüncesine ağırlık kazandım. Dünya ve insan varoluşu bitkisel hayat terimleriyle değerlendirildiklerine göre, kozmik döngü de aynı ritmin sonsuz tekrarı olarak algılanır: doğum, ölüm, yeniden doğum. Vedalar sonrası Hindistan'ında, bu anlayış birbiriyle uyumlu iki öğreti halinde geliştirilecektir: Sonsuza kadar yinelenen döngüler (yuga) öğretisi ve ruh göçü {tenasüh} öğretisi. Diğer yandan dünyanın dönemsel yenilenmesi etrafında eklemlenmiş kadim düşünceler Yakındoğu'nun birçok dinsel sistemi içinde yeniden ele alınacak, yorumlanacak ve bu sistemlerle bütünleştirilecekti. İki binyıl boyunca Doğuya ve Akdeniz dünyasına egemen olacak kozmolojilerin, eskatolojilerin ve Mesihçiliklerin en derin kökleri, neolitiklerin kavramlarına uzanır.

Mekana, - öncelikle konuta ve köye - dinsel değerler yüklenmesi de aynı derecede önemliydi. Yerleşik hayat, "dünyayı" göçebe hayatından daha farklı bir biçimde düzenler. Tarımcı için "gerçek dünya" içinde yaşadığı mekandır: ev, köy, ekili tarlalar. "Dünyanın Merkezi," ritüeller ve dualarla kutsanmış meydandır; çünkü insanüstü varlıklarla iletişim orada gerçekleştirilir. Yakındoğu'nun neolitiklerinin evlerine ve köylerine yükledikleri dinsel anlamları bilmiyoruz. Tek bildiğimiz ancak belli bir andan itibaren sunaklar ve tapınaklar inşa etmeye başladıklarıdır. Fakat Çin'de neolitik evin simgeselliğini yeniden kurmak mümkündür; çünkü Kuzey Asya ve Tibet'teki bazı konut türleriyle süreklilik veya benzerlik söz konusudur. Yang-chao neolitik kültüründe, dairesel planlı (çapları yaklaşık 5 metre), damların direkler üzerine oturtulduğu ve ortalarında ocak görevi gören merkezi bir delik bulunan küçük yapılar vardı. Belki dama, ocağın hemen üstüne gelen yere dumanın çıkması için bir delik de açılmıştı. Bu evin yapısı, sert malzemeden yapılmış olmasının dışında, günümüzdeki Moğol "yurt"uyla aynıydı. Yurdun ve Kuzey Asya halklarında çadırların taşıdığı kozmolojik simgesellik bilinmektedir. Gökyüzü merkezi bir direğe yaslanan çok büyük bir çadır olarak algılanır: Çadır direği veya dumanın çıkması için açılmış üst delik Dünyanın Direği ile veya "Gökyüzü Deliği"yle, Kutup Yıldızı'yla özdeşleştirilir. Bu deliğe "Gökyüzü Penceresi" adı da verilir. Tibetliler evlerinin damındaki deliğe "Gökyüzü'nün kısmeti" veya "Gökyüzü Kapısı" derler.

Konutun kozmolojik simgeselliği birçok ilkel toplumda da doğrulanmıştır. Konut kimi zaman çok açık, kimi zaman daha örtük biçimde, bir imago mundi olarak kabul edilir. Bunun örneklerine bütün kültür düzeylerinde rastlandığına göre, yakındoğu'nun ilk neolitiklerinin -üstelik mimari kozmolojik simgecilik en zengin gelişimini bu bölgede yaşayacağına göre - bir istisna oluşturduğunu ileri sürmek için bir neden yok. Konutun iki cinsiyet arasında paylaştırılmasının da (paleolitik çağda görülen bir adet,) muhtemelen kozmolojik bir anlamı vardı. Tarımcı köylerde görülen bölünmeler genellikle hem sınıflandırıcı, hem ritüel nitelikli bir dikotomiye, gök ve yer, erkek ve dişi vb bölünmesine; hem de ritüel açıdan antagonistik gruplara denk düşer. Daha ileride çeşitli fırsatlarla göreceğimiz gibi, zıt iki grup arasındaki ritüel kavgalar, özellikle Yeni Yıl senaryolarında önemli bir rol oynar. İster Mezopotamya'da olduğu gibi mitsel bir kavganın tekrarı, ister yalnızca iki kozmogonik ilke (kış/yaz; gündüz/gece; ölüm/hayat) arasındaki çatışma söz konusu olsun, derindeki anlam aynıdır: Çatışmalar, yarışmalar, kavgalar hayatın yaratıcı güçlerini uyandırır, kışkırtır veya artırır. Neolitik tarımcılar tarafından geliştirildiği anlaşılan bu biyo-kozmolojik yaklaşım, zaman içinde birçok kez yeniden yorumlanacak, hatta bozulmalara uğrayacaktır. Örneğin bazı dinsel düalizm türlerinde bu anlayış neredeyse tanınmaz hale gelmiştir.

Tarımın keşfinin ortaya çıkardığı bütün dinsel yaratımları saydığımız iddiasında değiliz. Neolitik çağın kimi zaman binlerce yıl sonra serpilip gelişecek bazı düşüncelerinin ortak kaynağını göstermeyi yeterli bulduk. Tarımsal bir yapıya sahip dinselliğin yayılmasının sayısız çeşitlenme ve buluşa karşın, belli bir temel birlik oluşmasına yol açtığını da ekleyelim; bu birlik, Akdeniz, Hindistan ve Çin kadar uzak yerlerdeki köylü toplumlarını günümüzde bile birbirine yaklaştırmaktadır.

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM