GÖKYÜZÜ VE YERYÜZÜ

Eric J. Sharpe - Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram

13. GÖKYÜZÜ VE YERYÜZÜ (HEAVEN AND EARTH)

Eski dinlerde hayatın çoğunlukla zıtlar çifti tarafından etkilenmiş olduğu ve o zıtlar arasındaki gerilim ve karşılıklı tesire maruz bulunduğu görülür. Aydınlık ve karanlığın, gece ve gündüzün, yaz ve kışın, hayat ve ölümün birbirine taban tabana zıt iki eğilimin etkisiyle hareket etme hali (polarity) zıtlık prensibini; erkek ve kadının; erkek ve dişinin tamamlayıcı durumu da birbirine karşılıklı olarak etki etme prensibini temsil etmektedir. İlkel kozmolojilere göre insan hayatı, her ikisi de son derecede müşahhas ve her ikisi de tanrısal varlıklar olan gök ve yeryüzü arasında yaşanmıştır. Böylece, muhtemelen insanlığın ilk tanrıları gök ve yeryüzünün, ilkel gök-baba ve yer-ana çiftinin şahıslaştırılmış şekli olup onların verimli birlikteliğinden de yaşayan canlılar doğmuştur. Diğeri olmadan hiçbirinin tam olabileceğine dair delil yetersizliği tamamen bir yana, bu iki çiftten hangisinin daha önce geldiğini tartışmak anlamsızdır. Eski mitolojilerde gök ve yere verilen çok sayıda isimden; eski dinlerde, üstteki dünya, ilkel çift basitçe mevcuttu şeklindeki düşüncenin yaygın oluşu dışında çok daha fazla bir sonuç çıkarmak mümkün değildir.

Göğün bir tanrı şeklinde şahıslaştırılması (veya gökte yaşayan bir tanrı düşüncesi) mukayeseli dinde bir “yüce tanrı” şeklinde bilinmektedir. Bu tür tanrılara çok eski zamanlardan beri kozmik nizamın koruyucuları, yaratıcılar, kaderin, son söz sahipleri ve bereketin vericileri (yağmurun göndericileri) olarak ibadet edilegelmiştir. Avcı ve göçebe halklar genellikle gök ve rüzgar, fırtına, gök gürlemesi, yıldırım vs. gibi diğer atmosferik fenomenlerle yıldırım vs. gibi diğer atmosferik fenomenlerle irtibatlandırılan tanrılara ibadet etmiş gibi görünürler. Aynı şekilde yere, ana şeklindeki bir tanrısal tezahür, yaşayan varlıkların onun bedeninden doğduğu biri olarak pekala ibadet edilebilmiştir. Yeryüzü tanrısal bir bedendir, tanrısal tohum olarak yağmur tarafından döllenmiştir; bu, insan cinsi münasebetine makrokozmik bir benzerliktir. Geçimi tamamen toprağa dayalı olan halklar çoğunlukla gök- baba’dan ziyade yer-ana’ya saygı göstermeye meyletmişlerdir.

Dinin göğe ve yere ait (yer-merkezli) bu iki türü başka özelliklere de sahiptir. Mesela birincisinde ölen kimselerin gökteki bir cennette tanrılarla birlikte yaşadıkları düşünülebilir ve onda ölüyü yakma daha yaygın olabilir; İkincisinde ise, ölüler toprağın altında ikamet eder ve ölen kimselerin cesetleri toprağa gömülür.

Bununla beraber, vurgulanmalıdır ki, bu iki tür arasındaki kesin ayırıma nadiren rastlanır veya hiç rastlanmaz. Tarihi dinlerde gök ve yer arasındaki zıtlık (polarity); tanrılar ve hava ve atmosfer ruhları gibi çok sayıda aracı varlıklarla doldurulmuştur. Kozmoloji, tanrı düşüncelerindeki benzer bir güçlükten dolayı gittikçe daha da karmaşıklaşır. Bununla beraber, kendisinde ilkel kutupluluğun daha çok göze çarptığı modern dinler de vardır. Her ne kadar insanların küçük dünyasının yansıması, Hintliler'in, damadın geline, “ben göğüm sen de yersin” sözünü söylediği evlilik törenine ait sözlerinde görülse de, Hint tanrı ve tanrıçaları da çoğunlukla göğe ve yere ait özelliklere sahiptirler.

Eric J. Sharpe - Dinler Tarihinde 50 Anahtar Kavram


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM